Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu
Geri Dön   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Eğitim, Öğretim & İş Dünyası > Eğitim, Öğretim Genel > Biyoloji
Duyuru

Biyoloji Biyoloji Ders Notları, Yardımları ve Açıklamaları

Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
  #1 (Daim)  
Eski 23.10.07, 21:31
*Gül-üm-se* - ait Avatar
-*уσяgυη_ρяєηѕєѕ*-
 
Üyelik Tarihi: 08.05.07
Şehir: 03-AfYoK-03
Mesajlar: 4,175
Blog Başlıkları: 53
Karizma Puanı: 489
*Gül-üm-se* has a reputation beyond repute*Gül-üm-se* has a reputation beyond repute*Gül-üm-se* has a reputation beyond repute*Gül-üm-se* has a reputation beyond repute*Gül-üm-se* has a reputation beyond repute*Gül-üm-se* has a reputation beyond repute*Gül-üm-se* has a reputation beyond repute*Gül-üm-se* has a reputation beyond repute*Gül-üm-se* has a reputation beyond repute*Gül-üm-se* has a reputation beyond repute*Gül-üm-se* has a reputation beyond repute
Ölümün Simgesi:Ebola Virüsü ve Biyolojik Savaş

Ölümün Simgesi:Ebola Virüsü ve Biyolojik Savaş



Pek az virüs Ebola virüsü kadar öldürücüdür. Ebola kurbanları , bazen birkaç gün içinde kanayarak ölürler. Hastalık masum bir şekilde başlar: Boğaz, baş, kas ağrıları. Birkaç gün sonra trajedi başlar: Hasta kan kusar; burun, göz, diş etleri ve iç organ kanamaları görülür. Hastaların %50-%90'ı iki hafta (bazen birkaç gün) içinde kanama ve şokla ölür. Ebola'nın tedavisi ve aşısı yoktur. 1995 Zaire salgını 245, 1996-97 Gabon salgını 44 ölüme neden oldu. Bu virüs neden bu kadar kanama yapıyor? Bu nokta yeni anlaşıldı; hatta, kobaylara etkili bir aşı bile bulundu. Ebola virüsü almış olanların kanında bir glikoproteinin (şeker bağlamış protein) miktarı çok artmaktadır. Michigan Üniversitesi ve Atlanta'daki Hastalık Kontrol Merkezi (CDC) nihayet problemi çözdü. Bu glikoprotein nötrofil denilen akyuvarlara yapışır. Bu hücreler bağışıklık savaşının komandolarıdır: Bakteri ve virüsleri içlerine alarak yok ederler: Fagositoz (hücre yemek) nötrofilleri ayrıca, B lenfositlerini antikor yapmaya, T lenfositleriyse virüsü öldürmeye zorlarlar. Ebola glikoproteininin yapıştığı nötrofiller görev yapamaz olur. Serbest kalan Ebola virüsü kendi üstünde yapışık kalmış glikoproteini anahtar gibi kullanarak toplar ve atardamarların içini astarlayan endotel hücrelerine girer. Bu hücrelerin DNA'sı durmadan Ebola virüsü yapmaya başlar. Kan, damarlardan dışarı sızmaktadır. Hasta antikor yapmaya zaman bulamadan kan kaybına bağlı şoktan dolayı ölür. Michigan Üniversitesi'nden Gary Nabel, Ebola'ya karşı kobaylarda etkili olan bir aşı hazırladı. Aşı Ebola glikoproteininin yapılışında rol oynayan genin bakteri DNA'sına (plazmid) eklenmesiyle oluşturuldu. Bu aşı kobayları Ebola'dan korumaktadır. Şimdi Büyük Sahra'nın güneyindeki insanları kasıp kavuran Ebola virüsüne karşı insanlarda etkili olacak bir aşı aranmaktadır. Hem halk hem de sağlık personeli aşılanarak insan beyninin gücü, Ebola'ya kanıtlanacaktır. Eğer Ebola, HIV virüsü gibi durmadan "kılık" (antijen) değiştirip aşıyı etkisiz kılmazsa tabii....

"Genetik mühendisliği ve moleküler biyoloji sayesinde çok daha güçlü frankeştayn virusler yaratılmıştır bunlar ise pek ölümlü değildirler, çünkü virüslerin canlı olup olmadığı bile tartışmalıdır. AIDS’ın de laboratuarda oluşturulmuş bir virus olduğu iddia edilmektedir. Bu doğruysa zaten global bir biyolojik savaş zaten sürmektedir."

Bu makalenin konusu biyolojik savaş hakkında çok sistemli ve detaylı bir bilgi vermekten ziyade, istihbarat örgütlerinin ve ‘Kara Bilimin’ işbirlikçilerinin insan öldürmek üzere hangi noktaya vardıklarını vurgulamak ve bunlara ait bazı örnekler vermektir. Konuyu daha detaylı olarak inceleyeceğiz. Anthrax’ın (Şarbon) yayıldığı şu yıllarda hiç unutulmamalıdır ki insanın elindeki biyolojik ve kimyasal silahların yanında şarbon sadece gülünç bir cüce gibi kalır.

KİMYASAL SAVAŞ

Birleşmiş Milletler 1969’da kimyasal savaş maddelerini şöyle tanımlamıştır ([Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ] ) ‘ insan, hayvan veya bitkilerin biyolojik bütünlüğüne zarar vererek toksik olan gaz, sıvı veya katı maddeler’ Bu maddelerin çoğunluğu bırakıldığı yerde uzun süre kalırlar ve etkilerini sürdürmeye devam ederler. Etkiler ortamın sıcaklığı, kimyasal yapısına, neme, bulundukları ortamın Ph’sına göre değişir. Temelde tanımlanan kimyasal savaş maddelerinin sınıflaması şöyledir:

Sinir Gazları
Bunlar organofosfor bileşikleri ve benzer kimyasal ajanlardır. Temel etkilerini asetil kolin isimli maddeyi parçalayan asetilkolinestraz isimli enzimi bloke ederek (inhibe ederek) gösterirler. Asetil kolin özellikle kaslarda kasılma işlevinde rol alan bir nörotransmitterdir. Presinaptik alandan salındıktan hemen sonra parçalanmazsa gerek kas gerekse ilgili nörona etkiyi sürdürmeye devam eder. Asetilkolin etkisini gösterdikten bir kaç mili saniye içinde parçalanır. Onu parçalayan enzim Asetil kolinestaraza geri dönüşsüz olarak bağlanan sinir gazları tüm sinir sisteminde ve sinir kas sonlanmalarında asetilkolinin hızla çoğalmasına yol açar. Bu da hızla solunum kaslarını felç eder.
Tabun, sarin ve soman 1-10 dk içinde etki eder ve 15 dk içinde kesin ölüme yol açar. VX ise 4-42 saat içinde ölüme yol açar. Bu gazlar asetilkolinesteraza geri dönüşşüz bağlandıkları ve enzimi inhibe ettikleri için hiç akut tedavi yöntemi yoktur.

Bu gazlar: TABUN, SARİN, SOMAN, GF, VX, GE, VE, VG, VM, Arsine, Phospine gibi gazlardır.

Bül oluşturucu ve irrite edici maddeler
Bu maddeler genellikle deride büller oluşturur, gözlere, mukoz membranlara zararlar verir, solunum sisteminde lezyonlar oluşturur. Hardal gazları hücre içindeki çeşitli yapıları etkiler. Hardal gazları için ilk etkiler 12-24 saat sonra ortaya çıkar. Ölüm akciğerde gelişen komplikasyonlardan gelir.

Bu maddelerden bazıları: Lewisite, Hardal-Lewisiste, nitrojen-hardal gazları, Phosgene oxime, Sülfürlü hardal gazlarıdır.

Kandan etkili maddeler

Bu maddeler hızla buharlaşırlar, oksijenle kana bulaştıklarında sara nöbetlerine, solunum yetmezliğine, kardiak arreste neden olurlar.

Örnekleri: Cyanogen Klorür (CK), Hidrojen Siyanür (AC)

Akciğer ajanları

Bu ajanlar gaz haline gelebilen sıvılardan oluşur. Solunum yoluna girdiklerinde 4 saat içinde ağır akciğer ödemi, oluştururlar. Ölüm bir kaç saat ile bir gün içinde kaçınılmazdır.

Örnekleri: Chlorine, Chlorpicrin, Diphosgene, Phosgene’dir.

İsterseniz biraz bu maddeleri ve sentezlerini açalım. Şu unutulmamalıdır ki bu maddeler bir amatör kimyacı tarafından bile gerekli güvenlik önlemleri altından sentezlenebilirler ve tehlike 21. yüzyılda büyüktür, çünkü artık Yeni Dünya Düzenine karşı bir anarşi ve terör çağı başlamıştır, insanlar kendi hayatlarını bile feda etmekten çekinmemektedirler.

İsterseniz biraz bu gazların marifetlerinden bahsedilim, Tokya’da metroya atılan sarin gazı 12 insanın ölümüne, 5500 kişinin yaralanmasına yol açmıştı. Aum Shinrikyo tarikatını kuran Shoko Asahara, barış ve güçlü bir gelecek için üyelerine tonlarca sarin gazı ve diğer kitle imha araçları imal ettirmişti. Fakat metroya atılan sarin gazının saflığının yetersiz olduğu kanıtlandı, eğer gerçek sarin gazı atılsaydı bunun ortamdaki 50 bin kişiyi 15-30 dakika içinde öldüreceği tahmin ediliyor. Örneğin benzer bir saldırı bir kaç litre sarinle Taksim meydanına yapıldığında ortamda canlı kalması mümkün değil.

Diğer bir gaz olan Phosgene 1. Dünya savaşında diğer hiç bir gazın neden olmadığı ölüme neden oldu. Önemli olan phosgene’e maruz kalan insan bu etkiye maruz kaldığının farkında olmaz ve bir, iki gün içinde ölür. Phosgene carbonyl chloride veya carbon oxychloride (COCl2) isimli 8 derecede buharlaşan bir gazdır. Havada 100 000 parçacıktan biri phogene molekülü ise ve insan buna 30 dk maruz kalırsa sonuç ölümcüldür. 1-2 gün içinde akciğer ödemi gelişir ve insan solunum yetmezliği nedeniyle ölür. Basınçla sıvılaştırılabilen phosgene bir binanın havalandırma sistemine bırakılırsa, havayı soluyan pek çok kişi şarbondan çok daha etkili bir biçimde ölebilir. Phosgene’in garip bir tütün yanığı kokusu vardır, ayrıca değdiği metalleri paslandırır. Phogene’nin elde edilmesi ise çok basittir, sulfur trioksid (SO3) ve Karbon Tetraklorür (CCl4) gibi her yerde bulunabilecek maddelerden elde edilir.

Arsine (AsH3, arseniuretted hydrogen) da phogene gibi öldürücü bir gazdır, 100 000 hava molekülünden birinde arsine bulunması bir kaç saat içinde insanı öldürür. Arsine’in bulunduğu yerde sarmısak kokusuna benzer bir koku alınır. Arsine’i alan kişi önce semptomları pek anlamaz, bir süre sonra kusmaya başlar, alyuvarlarda parçalanma ve böbreklerde yetmezlik kendini gösterir, ölüm akciğer veya kalp sorunları ile birlikte gelir. Arsini de bir laboratuarda sentezlemek mümkündür, ana maddeleri çinko, hidroklorik asit, As2O3 (Arsenik trioksit) dir.

Phosphine (PH3) de çok kolay şartlarda imal edinebilecek çok tehlikeli bir gazdır, vücutta Arsine’e benzer etkilere neden olup ölüme yol açar. Renksizdir, kokmuş balıktan çıkan balığa benzer bir kokusu vardır. Havadaki 5000 parçacıktan biri phosphine olduğu zaman öldürücü konsantrasyona erişilir.

Sarin, soman ve tabun gazları kıyaslandığında Sarin Tabundan 10 kez güçlü, Soman ise Sarinden 3 kez güçlüdür. V gazları ise sarinden yaklaşık 10 kez güçlüdür. Bu gazların hepsi kalıcı ve uzun süre canlı organizmalarda etki bırakıcı bir yapıya sahiptir. Hepsi kolinesteraza bağlanıp akut ölüm geliştirirler. Yaklaşık bir litrelik sıvılaştırılmış sarin gazı içeren bir şişe ortama bırakıldığında binlerce kişiyi öldürebilir. Ama havadan serpildiğinde bu sayı milyonları geçebilir, ayrıca etki o bölgede çok uzun süre kalabilir. Burada sayılamayacak kadar çok biyolojik ve kimyasal silah geliştirilmiştir.

Bu silahların en büyük üreticileri ABD, Japonya, Almanya, İngiltere ve Fransadır. Bunun haricinde şu ülkeler de biyolojik ve kimyasal silahlara sahiptirler: İran, Irak, Libya, Suriye, Kuzey Kore, Taiwan, Israel, Mısır, Vietnam, Laos, Küba, Bulgaristan, Hindistan, Güney Kore, Güney Afrika, Çin ve Rusya.

BİYOLOJİK SAVAŞ

Biyolojik şavaş insanlarda hastalık oluşturan ve ölüme yol açabilen bakterilerin ve virüslerin genetik mühendisliği sayesinde kullanılmasıdır. Şarbon paniği ve Şarbon, insanlığın ve özellikle istihbarat örgütlerinin elindeki bakteri ve virusler bilindikten sonra çok komik kalmaktadır. Şarbondan çok daha tehlikeli EBOLA virüsü, Yersinia Pestis tarafından bulaştırılan BUBONİK VEBA, SALMONELLA gibi enfeksiyonlar şarbondan çok daha tehlikelidir. CIA’in ve diğer batılı istihbarat örgütlerinin elinde çok ciddi enfeksiyonlarla ölüme yol açabilecek çok çeşitli virus ve bakteriler vardır ve CIA’in bu konuda bir seksiyonu da mevcuttur (bkz. İnternette CIA’in web sitesi). Biyolojik savaşla bir kaç ayda milyonlarca insanı yok etmek mümkündür.

Şarbon Bacillus Antracis isimli spor oluşturan bir bakterinin neden olduğu akut bir enfeksiyondur. Her 15-20 dakikada bir bölünerek çoğalan şarbon 10 saat içinde kendini milyonlarca kopyalayabilir. Hayvanlarda (sığır, koyun, keçi, deve vb) bulunabilir ve enfekte hayvanla temasla insana geçebilir. Şarbon üç şekilde insana geçer, deri yoluyla, sindirim sistemiyle veya solunum yoluyla. Deri yoluyla geçen enfeksiyonlarda pire ısırığına benzeyen kaşıntılı bir şişlik oluşur 1-2 günde içi su toplayan bir bül oluşur, sonra 1-3 cm çapında bir ağrısız bir ülser gelişir. Etrafındaki lenf bezleri şişebilir. Tedavi edilmeyen şarbon vakalarının % 20si ölümcüldür. 3. kuşak sefalosporin antibiyotiklerin bazıları (cipro) şarbon üzerine etkilidir. Sindirim yolu ile geçen şarbon bulantı, kusma, ateş, kan kusma ağır ishale neden olur, tedavi edilmeyen vakaların % 25- 60’ı ölümcüldür.

Akciğer şarbonunun belirtileri spor solunum yoluyla alındıktan 7 gün içinde başlar soğuk algınlığına benzer, akciğer dokusu zamanla tahrip olur ve alveollar parçalanır, kanlı balgam sık görülmeye başladıktan bir süre sonra ölüm gelişir, olguların % 95’inden fazlası ölür. Bu olgu havalandırma sistemlerine Şarbon sporlarının bulaştırılması halinde binadaki binlerce kişinin bir kaç ay içnde ölebileceği anlamına gelir. ABD’liler bu nedenle panik içindeler. Ayrıca bu kalabalık bölgelere bir gökdelenin en üst katından veya helikopterden saçılan sporlar binlerce kişiyi bulaşırsa öldürebilir.

Fakat nihayetinde Bacillus anthracis bir bakteridir, bakteri duvarı parçalandığında ölür. Ama genetik mühendisliği ve moleküler biyoloji sayesinde çok daha güçlü frankeştayn virusler yaratılmıştır bunlar ise pek ölümlü değildirler, çünkü virüslerin canlı olup olmadığı bile tartışmalıdır; sadece belirli sıcaklıklarda veya kimyasal maddelerle yok edilebilirler. Bilindiği gibi viruslerin bakteriler gibi bir membranı yoktur ve DNA veya RNA genetik bilgisinden ibarettirler, bulaştıkları hücrelerin DNA bilgisini değiştirebildikleri gibi, hücrelere bir truva atı gibi yerleşip hücrelerin ana fonksiyonlarından çok farklı şeyleri hücrelere yaptırabilirler (kanser oluşturma, farklı proteinleri sentezletme gibi). AIDS virusu insanın immün sistemini çökertir ve kanser dahil, pek çok hastalığın gelişmesini sağlar. AIDS’ın de laboratuarda oluşturulmuş bir virus olduğu iddia edilmektedir. Bu doğruysa zaten global bir biyolojik savaş zaten sürmektedir.

EBOLA VİRUSU bulaştığı zaman 1 hafta içinde insanların % 95’ini öldürür. Konnektif doku (bağ dokusu) erir, vücuttaki her organ boşluğu kanamaya başlar ve sonuç kendi kanı içinde boğularak ölmektir. EBOLA virusunün laboratuarda biyolojik savaş için sentezlendiği konusunda güçlü kanıtlar olduğu iddia edilmiştir. EBOLA virüsünden daha güçlü virusler hakkındaki daha detaylı bilgiyi başka bir yazımızda vereceğiz. Ama şu unutulmamalıdır ki, artık Türkiye’de de aşısı dünyadan kalktığı için yapılmayan ÇİÇEK bile bile Amerikan halkı için çok tehlikeli bir virusdür ve ABD de çok uzun yıllardır çiçek aşısı yapılmamaktadır. Ayrıca Yersinia Pestis
İsimli bakterinin çok güçlü suşlarının elde edildiğini ve dünyaya yeni bir veba salgının (Bubonik Plague) çok hızla yayılabileceğini de değinmeden geçmeyelim.

Clostridia Botulinum isimli bir bakterinin ise çok zehirli bir toksini vardır, özellikle A tipi C. Botulinum en tehlikeli ve en öldürücü toksine sahiptir. Bu konudaki şampiyon tür Hall strain denen bir türdü, her mililitresinde 300 insanı öldürebilecek botulin toksinine sahipti. Botulin eğer en etkili türden elde edilmişse çok vurucu bir biyolojik silahtır hatta sarin ve sarindan 10 kez güçlü olan V-Gazından daha büyük bir etkiye sahip olabilir. Botulin toxini solunumla bile alındığında çok öldürücü ve etkilidir.

Sonuçta gerek kimyasal savaş gerekse biyolojik savaş daha detaylı işlenmeli ve halk bu konuda bilgilendirilmelidir. Gerçi kimyasal savaşta kullanılacak ajanlara karşı alınabilecek pek bir önlem yoktur ama halkın bu konuda bilinçlendirilmesi şarttır. Çünkü 21. yüzyıl kaybedecek fazla birşeyi kalmayanların ELİT’lere yönetici sınıflara karşı anarşist savaşlarına tanık olacaktır. Her iki tarafın da bu kimyasal ve biyolojik silahları kullanması olasıdır
__________________
.
мuħ┬ξ$Эм DöяτŁŬ
●●мιѕℓιηα ℓєуℓιм *Gül-üm-sє* вєу_zα●●•
.
*AnGeL*
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Geri Dön   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Eğitim, Öğretim & İş Dünyası > Eğitim, Öğretim Genel > Biyoloji


Konuyu görüntüleyen(ler): 1 (0 üye ve 1 ziyaretçi)
 
Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
Konu Konuyu Açan Forum Cevaplar Son Mesaj
Biyolojik yaşı saptama testi Ali Babacan Sağlık 1 18.10.07 23:08
Biyolojik yaşınız kaç? adnan_18 Sağlık 1 02.10.07 10:16
Biyolojik Silahlar ismcan Lise ve Ortaöğretim 5 22.05.07 21:56
'Ebola' binlerce gorili yok etti RebelliouS Bilim ve Teknoloji Haberleri 0 08.12.06 19:04
Biyolojik insan geliyor ÇERKEZOĞLU Bilim ve Teknoloji Haberleri 1 25.07.06 12:05


Şuan saat: 09:52 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0