Biyografi ve OtobiyografiEserler veya olaylar kadar, bunları meydana getirenlerin hayatlarıyla da yakından ilgilenmeyi seven üyelerimiz için harika bir bölüm.
1941 Doğum Yılı:
Fethullah Gülen, resmî nüfus kaydına göre 27 Nisan 1941'de, Erzurum ili, Hasankale (Pasinler) ilçesi, Korucuk köyünde dünyaya geldi.
1945 Kur'an Öğrenmeye Başladı
Annesinden 4 yaşında Kur'an öğrenmeye başladı ve kısa zamanda Kur'an'ı hatmetti.
"Benim ilk Kur'an hocam validemdir. Kendi anlattığına göre bana dört yaşımda Kur'an okumayı öğretmiş. Bir ay içinde de hatmettiğimi söyler. Ben, hatmettiğimi hatırlamıyorum. Ancak bütün köylüye yemek verdiler. Birisi de bana "Senin düğünün oluyor" dedi. Utandım, ağladım."
1946 İlkokula Başladı
"O sıralarda köyümüzde ilkokul yoktu. Şu anda da mevcut olan caminin bitişiğindeki medreseyi, sınıf olarak kullandılar. Gündüzleri çocuklara, geceleri de yaşlı erkek ve kadınlara orada okuma-yazma öğretiyorlardı. O yaşlı başlı insanların durumunu pencereden seyreder gülerdim. Bana halleri çok tuhaf gelirdi. Yaşım tutmadığı için ilk sene beni okula almadılar. Okula gittiğimde yaşım yine tutmuyordu; fakat devam ettim. İki veya üç sene okula gittim."
1949 İlkokul Günleri ve Yarıda Kalan Eğitim
Babasının 1949 yılında Alvar Köyü'ne imam olması ve ailesinin oraya taşınması nedeniyle ilkokulu bırakmak zorunda kaldı ve daha sonra dışarıdan tamamladı.
"İki buçuk sene kadar okuduktan sonra okuldan ayrıldım. Babam, İmam olarak Alvar'a gittiği için biz de ailece oraya taşındık. Bir daha da okula gitmedim. Bir ara Korucuk'a gelmiştim. Bu kadın öğretmen beni görmüş ve "Ben seni dördüncü sınıfa geçirdim" demişti. Fakat onun bu jesti de fayda etmedi. Okula gitmedim. İlkokulu daha sonra, Erzurum'da dıştan imtihanla bitirdim."
1951 Hafızlık Çalışmaları
Babası Ramiz Hocaefendi'den Arapça dersler aldı ve hafızlığını tamamladı.
"Ev işlerinden ve hayvanları gütmekten vakit bulabildiğim ölçüde ezber yapabiliyordum. Buna rağmen iyi çalıştığım günler yarım cüz kadar ezberleyebiliyordum. Zaten yazın vakit bulmam mümkün değildi. O kış hıfzımı tamamladım." (Küçük Dünyam)
"Ben şahsen hafızım ve hayatımda iki defe hafızlık yapanlardanım. Bir, on küsur yaşlarındayken babam yaptırmıştı. Bazı sebeplerden ötürü üzerinde duramadığımdan tamamen unutmuştum. Daha sonra 1980'lerde tekrar dört ayda hafız oldum. Fakat kemâl-i samimiyetle söylemeliyim ki, onu her okuyuşta yeni yeni ufuklar, yeni yeni kıtalar keşfediyor gibi oldum. Ona gönlünü veren herkesin de aynı şekilde düşündüğünü zannediyorum. Elverir ki, mânâya âşina olarak ondaki ilâhi maksatlar takip edilebilsin ve biraz da –daha önce de bahsettiğim gibi- konsantrasyon içinde ciddî bir biçimde okunsun. (Prizma-4, Kasım 2003)"
1955 Erzurum'daki Talebelik Günleri
Kurşunlu Camii Medresesindeki Sadi Efendi'nin yanından ayrıldı ve Kemhan Camii yanındaki medresede 6 ay kadar okudu. Oradan da ayrıldı ve Taşmescid'e gitti. Metruk haldeki Ahmediye Camii'nde kendi imkanlarıyla bir oda hazırlayarak Zinnur adında bir arkadaşıyla oraya yerleştiler. Burada Osman Bektaş Hoca'dan ders almaya başladı.Edirne'ye gidinceye kadar hep burada kaldı.
"Sadi Efendi ile aramızda bir ara huzursuzluk oldu neticede, medreseden ayrılmaktan başka çarem kalmadı. " Sadi Efendi'nin yanından ayrılınca Kemhan Caminin yanındaki medreseye gittim. Zaten eşya olarak sadece bir sandığım vardı. Bu medresede beş-altı arkadaş kalıyorduk. Eğer birinin misafiri gelirse, yatacak yerimiz kalmazdı.
Sadi Efendinin yanından ayrılınca Osman Bektaş Hocanın yanına gittim. Osman Hoca fıkıhta hakikaten üstattı. Zaten müftülüğe bir müstefti (fetva sormak isteyen) gelirse, o sırada müftü olan Sadık Efendi kapıcıyı gönderir ve Osman Hoca'yı müftülüğe çağırırdı. Meşguliyeti fazla olan bir insandı. İmkanları da iyiydi.Osman Hoca beni izhardan başlattı. Bir iki ders okuduktan sonra "Molla Fethullah! Seni bu derslerle meşgul etmeyelim. Sen de Cami oku" dedi."
1957 Risale-i Nurlarla tanışma
Erzurum'da talebelik yıllarında Bediüzzaman'ın yanından gelen Muzaffer Arslan'ın sohbetlerine katılması üzerine risaleleri tanır ve bir daha da sohbetlere katılmaktan geri kalmaz. Ramazan vesilesiyle Amasya, Tokat ve Sivas taraflarını dolaşarak vaazlar verdi ve sohbetler yaptı.
"Kırkıncı Hoca, bana, Selahattin ve Hatem'e Bediüzzaman Hazretlerinin yanından birisi gelmiş, akşam sohbet yapacak, oraya gidelim" dedi. Teklifini hemen kabul ettik. Çünkü, Bediüzzaman'ın yanında bulunmuş bir insanı ilk defa görecektik. Bu da bizim için çok cazip ve orijinal bir hadiseydi.
Mehmet Şergil'in terzi dükkanına geldik. Burası, iki kilimden biraz daha genişçeydi. İlk gece veya ikinci gece orada bulunanlardan aklımda kalan isimlerden bazıları, Mehmet Şevket Eygi, Esat Keşafoğlu ve Osman Demirci'dir. Şevket Eygi, yedek subaylık yapıyordu. Esad Keşafoğlu ise o sırada üsteğmendi. Bediüzzaman Hazretleri, Muzaffer Arslan'a "şark'ı bir dolaş gel" demiş o da Sivas, Erzincan ve Erzurum'u dolaşmaya gelmişti. 15 gün kadar Erzurum'da kaldı. İlk gece Hücumat-ı Sitte okundu. Ertesi gün Beşinci Şua'dan ders yapıldı. Bizimle gelen mollalardan bazıları, oradaki tevillere itiraz ettiler ve bir daha gelmediler. Fakat anlatılanlar beni iyice sarmıştı. Bilhassa Muzaffer Arslan'ın bir sahabe hayatı yaşaması, sadeliği ve samimiyeti bana çok tesir etti. Ben zaten sahabe aşığı bir insandım. Onu görünce, işte aradığım insanları buldum, dedim ve bir daha da ayrılmayı düşünmedim.
Muzaffer Arslan'ın pantolonunun iki dizi de yamalıydı. Ceketi de işte ona göreydi. Tabii ki bu sadelik bana apayrı duygular ilham ediyordu. Ayrıca ibadette derinlik vardı. Namaz kılışları, dua edişleri bana bambaşka görünmüştü. Derse gelip gidenlerden Çiğdem Bakkalı'nın sahibi bir Zeki Efendi vardı. Onun dua edişi de çok hoşuma giderdi. Yürekten dua etmesine bayılırdım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum; fakat kısa bir müddet zannediyorum. Üstad'dan Erzurum'a bir mektup geldi. "Mektup kime hitaben yazılmıştı? Üstad bu mektubu kime dikte ettirmişti?" hatırlamıyorum. Fakat selam gönderdiği isimler vardı. Sonunda da Fethullah ile Hatem'e de selam deniyordu. Ben adımın zikredildiğini duyunca ayaklarım yerden kesildi zannettim; o kadar sevinmiştim. Hayatımda o derece sevindiğim çok az vakidir. Şimdi o mektup nerdedir, kimdedir, onu da bilmiyorum. Ancak bu bana yetmişti. Sohbetlere gitmeyi bir daha terk etmedim."
1959 Erzurum'dan Edirne'ye Gitti
Erzurum'dan ayrılarak Edirne'ye gitti. Edirne'de Hüseyin Top hocanın yardımıyla çevre edindi. Girdiği imtihanları kazandı, ancak askerliğini henüz yapmadığı için 6 Ağustos 1959'da resmen Üçşerefeli Cami ikinci imamlığına tayin edildi. İki buçuk sene Üçşerefeli Cami'nin bir penceresinde kaldı.
1962 Askerlik Günleri ve Hava Değişimi
Acemi eğitim dönemini Ankara Mamak'ta tamamladıktan sonra dağıtım yeri İskenderun'a çıktı. Burada hastalandı ve hava değişimiyle, 4 yıl önce ayrıldığı Erzurum'a gitti. Hava değişimi sırasında Erzurum'daki camilerde vaaz verdi. Usta erlik dönemini İskenderun'da geçiren Fethullah Gülen burada vaazlar verdi. Bir vaazı bahane edilerek mahkemeye sevk edildi. Yeni İstiklal Gazetesi olayı manşetten duyurdu. Mahkemece aklandı. Ancak disiplin cezası olarak 10 gün askeri hapishanede yattı. Hastalandı. Rapor alarak tebdil-i hava için Erzurum'a geldi. Askerliğinin bitmesine 34 gün kala terhis edildi.
1964-1966 Yeniden Edirne'ye Dönüş,Kırklareli ve İzmir'e Tayin
Askerden sonra yaklaşık 1 sene Erzurum'da kaldı. Daha sonra yeniden Edirne'ye döndü ve 4 Temmuz 1964 günü Dar'ül Hadis camiinde Kur'an Kursu öğretmeni ve fahri imam olarak göreve başladı.Şimdi Profesör olan Suat Yıldırım o zamanlar Edirne müftüsü oldu. Bir ev tutup beraberce kaldılar. Darulhadis Camii'nin imam odasında özel sohbetler başlattı.Edirne'de 1 yıl geçmişti.Kırklareli'ne tayin istedi ve 31 Temmuz 1965'te Kırklareli merkez vaizliğine tayin edildi.1966'da İzmir merkez vaizliğine tayin edildi. Bundan ayrı olarak, Kestanepazarı Derneği Kur'an kursunda gönüllü öğreticilik ve belletmenlik yapmaya da başladı.
18.02.1968 İlk Kez Hacca Gitti
İzmir Kestanepazarı Kur’an Kursunda hocalık yaparken Diyanet İşleri Başkan Vekili Lütfü Doğan kendisini telefonla arayarak Diyanet Görevlisi olarak hacca gönderileceği söyleyince o sene ilk kez hacca gitti. 1968 Yılı Kurban ve Hac mevsimi Mart ayının 10’unda idi. Fethullah Gülen’in hacca gidişi ile ilgili haber 19 Şubat 1968 tarihli İttihad gazetesinde yer aldı.
Kabe’ye Doğru
Kurban bayramının yaklaşması münasebetiyle bütün İslâm âleminden Hicaz’a Müslümanlar akın akın gitmekte ve Hac farizelerini ifâ için Mekke-i Mükerreme’de toplanmaya başlamış bulunmaktadırlar. Geçen yıllara nazaran Türkiye’den Hicaz’a gidenlerin sayıları bu yıl bir hayli arttığı gibi, hacı namzetlerini uğurlamak için onbinlerce Müslüman yollara dökülmekte ve tekbir sesleri arasında kafileler-otobüslerle mukaddes beldelere hareket etmektedir. Diyanet İşleri Riyaseti ise, Türkiye’den giden hacı namzetlerinin dini feraizi noksansız ifâ etmelerini temin için Hicaz’a temsilciler göndermiştir. Resimde, Diyanet Riyaseti tarafından Hicaz’a gönderilen İzmir Merkez Vaizi Fethullah Gülen Hoca, kendisini uğurlayan İzmirlilerle birlikte görülüyor. Hocaefendi’nin Diyanet tarafından Hacca vazifeli olarak gönderilmesi İttihad Gazetesi’nde bu şekilde yer almıştı. (İttihad Gazetesi, 19 Şubat 1968)
1971 12 Mart Muhtırası'na Doğru Kestanepazarı'ndan Ayrıldı
1971 yılında 12 Mart Muhtırası'ndan önce Kestanepazarı Kur'an Kursu'ndaki görevinden ayrıldı.
03.05.1971 Tevkif Edildi
"Doktor Bey'e "Bizim eve gidelim" dedim. Yolda yine bir köpeğe çarptık. Ben, "Bizi evde bekliyorlar, herhalde" dedim. Eve girdiğimde siyasî polislerin bütün eşyaları didik didik edip evin ortasına yığdıklarını gördüm.. Ben içeriye girince polisler "Hoş geldin" dediler. Aramaya devam ettiler.
Görevlilere "Geç kalır mıyım? Bir şeyler yiyeyim mi?" dedim. Gayem hem biraz açlığımı yatıştırmak hem de esas niyetlerini öğrenmekti. Bana "karnını doyur. Ne zaman döneceğin belli olmaz" dediler. Bir iki lokma pilavdan aldım. Biraz sonra Tepecik inzibat merkezine götürülmek üzere yola çıktık.
09.11.1971 Tahliye Oldu
"Nihayet 7. ayın içinde son bir kere daha mahkemeye çıkarıldık. Avukatımız üç aydan beri tekrar edip durduğu tahliye talebimizi ümitli bir eda ile mahkeme heyetine bir kez daha arz etti. O esnada, birden bire alışmadığımız bir şey oldu. O güne kadar, elli defa tahliye talebimize bıkmadan usanmadan elli defa "tutukluluklarına" diyen mahkeme heyetine, savcı, ayağa kalktı ve "Nasıl olsa birilerini -Av. Bekir Bey'i kastediyordu- bırakınız; bunları da bırakın gitsinler" dedi. Hem şaşırmış hem de çok sevinmiştik."
20.09.1974 Babası Ramiz Efendi Vefat Etti
Ramazan ayının üçüncü günü, babası Ramiz efendi vefat etti.
"Evet, o sene benim için bir hüzün senesi oldu. Babamın vefatından bir ay kadar önce Edremit'te Ceza Hakimi Necmeddin Güvenli gibi çok sevdiğim bir dostum vefat etmişti. Onun vefatından az önce bir rüya görmüştüm. Rüyamda benim bulunduğum yerde semanın derinliklerine doğru iki uçak batıp kayboluyordu. Bu hadise bir-iki defa tekrarlandı zannediyorum. Ve babam ile Hakim bey bir ay ara ile vefat ettiler. -İnşallah- ikisi de Cenabı Hakk'ın rıdvanına mazhar olmuşlardır.
1975 Konferanslar Vermeye Başladı
1975 yılında Kur'an ve İlim, Darwinizm, Altın Nesil, İçtimaî Adalet ve Nübüvvet isimli konferanslar serisine başladı ve 1976 yılında da devam eden bu konferanslar münasebetiyle İzmir dışında Ankara, Çorum, Malatya, Diyarbakır, Konya, Antalya, Aydın gibi illeri ziyaret etti.
26.08.1977 İstanbul'daki İlk Vaazı
İstanbul Eminönü'nde bulunan Yeni Cami'de ilk vaazını verdi. Vaazın konusu Müslüman'ın öncelikle kendine ve benliğine çeki düzen vermesi idi.
1979 Sızıntı Dergisi'nde Yazılar Yazmaya Başladı
İlk sayısı Şubat 1979'da çıkan Sızıntı Dergisi'nde başyazıları ve daha sonra orta sayfa yazılarını yazmaya başladı. İnsana ve yeni nesle verdiği önemden ötürü ilk başyazı "Bu Ağlamayı Dindirmek İçin Yavru" adını taşıyordu.
09.1980 Askeri Darbe
12 Eylül 1980 günü ihtilalin ardından görevini fiilen sürdürme imkânı bulamadı. 45 günlük bir heyet raporu aldı.
"12 Eylül öncesinde cereyan eden hadiselerin bir darbe ve ihtilale davet mahiyetinde olduğunu anlamak için, zannederim ne ferasete ne de kehanete ihtiyaç vardır. Hadiselerin dilinden en kaba çizgileriyle anlayanlar dahi gelmekte olan ihtilalin sesini kulak zarları yırtılırcasına duymuşlardır. Meseleye bu zaviyeden bakacak olursak, olması muhtemel darbeyi ben de herkes kadar hissetmekteydim ve etrafıma söylediklerim de bu mahiyette şeylerdir.
01.07.1988 Yeni Ümit Dergisi’nde Başyazılara Başladı
İlk sayısı 1 Temmuz 1988 yılında çıkan ve üç aylık periyotlarla yayın hayatına devam eden Yeni Ümit Dergisi’nde başyazılar yazmaya başladı. Bu dergide yazdığı ilk başyazı “Yeni Ümit’in Mütevazı İkliminde” adını taşıyordu.
13.01.1989 Üsküdar’da Valide Sultan Camii'nde Vaazlara Başladı
İstanbul’da 13 Ocak 1989 yılında Üsküdar Valide Sultan Camii'nde vaazlara başladı. Bundan önce en son 6 Nisan 1986 Çamlıca Camii'n açılışında Miraç kandili dolayısıyla vaaz vermişti. Üsküdar vaazları 1 yılı geçkin süreyle 16 mart 1990 tarihine kadar (62 hafta) devam etti. Burada bütün yönleriyle Peygamber Efendimiz’i ve O'nun sünnetini anlattı. Bu vaazlar, daha sonra Sonsuz Nur adıyla 3 cilt halinde kitaplaştırıldı. 1989 yılı içinde Üsküdar Valide Sultan Camii'nde haftada bir Cuma günleri toplam 51 hafta vaaz verdi. Geri kalan 11 haftalık vaaz 1990 yılı içinde 16 Mart gününe kadar devam etti.
05.05.1992 ABD'de Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ı Ziyaret Etti
2 Mayıs 1992'de Dallas Methodist Hastanesi'nde prostat ameliyatı olan Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a 5 Mayıs 1992 tarihinde "geçmiş olsun" ziyaretinde bulundu.
28.06.1993 Annesi Refia Gülen Vefat Etti
Refia Gülen Hanımefendi, 28 Haziran 1993 Pazartesi saat 12.20 sularında İzmir'de vefat etti.
23.01.1995 Sabah ve Hürriyet Gazeteleriyle Röportaj Yaptı
Sabah'tan Nuriye Akman ve Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök ile yaptığı röportajlar. Röportajlar Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, Başbakan Tansu Çiller ile görüşme İslamiyet, siyaset, kadın ve eğitim ekseninde geçti.
11.02.1995 Polat Renaissance'ta Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın İftarına Katıldı
Fethullah Gülen yaptığı konuşmada bu toplantının birlik vesilesi olmasını diledi.
04.04.1996 Patrik Bartholomeos İle Görüştü
Son yıllarda toplumsal hoşgörü temasının en fazla işleyen, Fethullah Gülen ve Fener Rum Patriği Bartholomeos, sıcak bir ortamda bir araya gelerek Türkiye'de Müslüman ve gayr-i müslim kesimler arasında diyalogu başlattılar.
08.11.1996 Fatih Üniversitesi'nin Açılışına Katıldı
İstanbul Beylikdüzü'ndeki merkez kampüsünde bulunan Fatih Üniversitesi 08 Kasım 1996'da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından hizmete açıldı. Açılışa Alparslan Türkeş, Rıza Akçalı ve birçok siyasetçi, bilim adamı ve işadamı katıldı. Fethullah Gülen bütün davetliler ve Cumhurbaşkanı ile yakından ilgilendi
11.06.1997 Sağlık Problemleri Nedeniyle ABD'ye Gitti
Uzun zamandır kendisini rahatsız eden kalp sıkıştırması nedeniyle ABD'ye gitti. Ohio eyaletinde anjiyo yaptırdı.
27.06.1997 ABD'de Kalp Anjiyosu Geçirdi
Sağlık problemlerinden dolayı bir süredir ABD'de tedavi gören Fethullah Gülen Hocaefendi, başarılı bir kalp anjiyosu geçirdi. Ohio eyaletindeki Cleveland Clinic Foundation Hastanesi kardiyoloji mütehassıslarından Dr. Murat Tuzcu yönetimindeki bir ekibin geçtiğimiz Cuma günü, Hocaefendi'nin kalbine başarılı bir anjiyo müdahalesinde bulunduğu öğrenildi. Hocaefendi, uzun süredir kalp, şeker ve yüksek tansiyon rahatsızlıklarından mustaripti.
23.01.1998 Papa II. John Paul, Ramazan Bayramı Dolayısıyla Kendisine Bir Mesaj Yolladı
Katolik dünyasının lideri Papa II. John Paul, Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Kurulu Başkanı Kardinal Francis Arinze aracılığıyla Ramazan'ın sona ermesi ve yaklaşan bayram sebebiyle Fethullah Gülen'e bir mesaj gönderdi.
09.02.1998 Vatikan'da Papa II. John Paul İle Görüştü
Vatikan'da dinlerarası diyalog adına Katolik dünyasının lideri Papa II. John Paul ile yaklaşık 30 dakika süren bir görüşme yaptı.
15.06.1999 Ankara Emniyet Müdürlüğü Tarafından Hakkında Hazırlandığı İddia Edilen Raporla İlgili Olarak Bir Basın Açıklaması Yaptı
Fethullah Gülen, Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından hakkında hazırlandığı iddia edilen raporla ilgili olarak bu raporu hazırlayanların suç işlediğini belirtti. Amerika'da tedavi amacıyla bulunan Fethullah Gülen, Show TV'de Reha Muhtar'ın sorularını cevaplandırdı.
18.06.1999 ATV'de Fethullah Gülen'e Ait Montaj Kaset Görüntüleri Yayınlandı
Bu olaydan sonra Gülen hakkında soruşturma başlatıldı.
03.08.2000 Ankara DGM Savcısı Tutuklama Talep Etti
Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı, hakkında soruşturma yürüttüğü Fethullah Gülen'in tutuklanmasını talep etti. Yaklaşık 1 yıldır Fethullah Gülen hakkında yürüttüğü soruşturmanın sonuna gelen Savcı, Gülen'in tutuklanması talebiyle nöbetçi Ankara 2 No'lu DGM yedek hakimliğine başvurdu.
07.08.2000 Mahkeme Tutuklama İsteğini Reddetti
Ankara DGM Savcısı, Fethullah Gülen hakkında tutuklama talebiyle Ankara 2 No'lu DGM Yedek Hakimliği'ne başvurdu. Ancak, mahkeme “suç vasfının oluşmadığı” gerekçesiyle bu talebi reddetti.
11.08.2000 Fethullah Gülen Hakkında Yeniden Tutuklama Kararı Verildi
Ankara 2 No'lu DGM, Fethullah Gülen hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkardı. Ankara 2 No'lu DGM, Savcı'nın yaptığı itirazı görüştü. Yüksel'in talebini yerinde bulan Hakim Hüseyin Eken başkanlığındaki mahkeme, Gülen hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi.
28.08.2000 İstanbul DGM Tutuklama Kararını Kaldırdı
İstanbul 2 No'lu DGM heyeti, Gülen'in gıyabi tutukluluk kararını kaldırdı.
Ankara DGM Cumhuriyet Savcısının, hakkında soruşturma yürüttüğü Fethullah Gülen'in gıyabi tutukluluk kararı kaldırıldı. Şerafettin İste başkanlığındaki İstanbul 2 No'lu DGM heyeti, Gülen'in avukatlarının itirazı üzerine, 23 Ağustos'ta gönderilen ve 12 klasörden oluşan dosyanın incelemesini tamamladı. Heyet, talep doğrultusunda Gülen hakkındaki gıyabi tutuklama kararını kaldırdı.
31.08.2000 DGM Savcısı Dava Açtı
Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul DGM tarafından gıyabi tutukluluk kararı kaldırılan Fethullah Gülen hakkında dava açtı. Başsavcılık, Gülen için 'laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu' gerekçesiyle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesine göre, 5 yıldan 10 yıla kadar ağır hapis cezası istedi.
16.10.2000 Fethullah Gülen Hakkındaki Dâvâ Ankara DGM'de Başladı
“Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup, bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu" gerekçesiyle hakkında 10 yıla kadar ağır hapis cezası talebiyle hakkında dava açılan Fethullah Gülen`in muhakemesine başlandı.
04.12.2000 Mahkemenin İkinci Duruşması Yapıldı
Fethullah Gülen hakkında 'laik devlet düzenini yıkmak için örgüt kurmak' iddiasıyla 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası talebiyle açılan davaya devam edildi.
01.12.2001 Kırık Testi Sohbetleri Yayınlanmaya Başladı
Fethullah Gülen Hocaefendi 21 Mart 1999'da ABD'ye gittikten sonra sağlığının elverdiği ölçüde sohbetlerini devam ettirdi. Hocaefendi'nin ABD'de yaptığı sohbetler ilk defa [Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ] sitesinde "Kırık Testi" adlı köşede 1 Aralık 2001 tarihinde yayınlanmaya başladı.
31.03.2002 Kalp Rahatsızlığından Dolayı Tedavi Altına Alındı
3 yıldır kronik kalb ve şeker rahatsızlıkları sebebiyle ABD'de bulunan Fethullah Gülen, 31 Mart 2002 Pazar günü yerel saatle 7.30'da acil olarak hastaneye kaldırıldı.
02.04.2002 Tedavi Gördüğü Hastaneden Çıktı
Kronik kalb ve şeker rahatsızlıkları sebebiyle ABD'de bulunan Fethullah Gülen, 31 Mart 2002 Pazar günü yerel saatle 7.30'da acil olarak hastaneye kaldırıldı. 2 Nisan 2002 Salı günü Doktoru Hüseyin Çopur tarafından bir basın açıklaması yapıldı ve yerel saatle 16:30 civarında hastaneden çıkarıldı.
10.03.2003 Mahkemenin Son Duruşması Yapıldı
Fethullah Gülen'in, ''anayasal sistemi değiştirerek yerine İslamî esaslara dayalı devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup, bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu'' iddiasıyla 10 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davanın kesin hükme bağlanması, 4616 sayılı şartla salıverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine dair kanun uyarınca ertelendi.
21.01.2004 Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Sol Koroner Arter Damarına Stent Takıldı
Sağlık problemleri sebebiyle bir süredir ABD'de bulunan Fethullah Gülen'in kalp damarına operasyon yapıldı.
22.01.2004 Hastaneden Taburcu Edildi
Fethullah Gülen'in kalp damarına operasyon yapılarak sol koroner arter damarına stent takıldı. 21 Ocak 2004 Çarşamba günü gerçekleşen ameliyat sonrası 24 saat hastanede dinlenen Fethullah Gülen evde dinlenmek üzere 22 Ocak 2004 Perşembe günü taburcu edildi.
29.02.2004 Nuriye Akman'a Mülakat Verdi
Sağlık problemleri sebebiyle Amerika'da bulunan ve beş yıllık aradan sonra ilk kez Nuriye Akman'a konuşan Fethullah Gülen, dünyada ve ülkemizde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Fethullah Gülen 5 yıl önce 21 Mart 1999 tarihinde ABD'ye gitmişti.
Nuriye Akman'ın 1995 yılında Sabah gazetesinde yayınlanan Fethullah Gülen'le yaptığı röportaj o günlerin flaş bir gazetecilik olayı idi. Akman, dokuz yıl aradan sonra, Zaman Gazetesi adına Gülen ile yeni bir söyleşi yapmak istiyordu. Zaman Gazetesi'nde çalışmasına rağmen Amerika'ya sürekli haber yolluyor ama bir türlü olumlu cevap alamıyordu. Bir süre önce, Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı, Hocaefendi'ye "Nuriye Akman sizi ziyarete gelmek istiyor" deyince sonunda olumlu cevabı almış. 26 Şubat 2004 günü ABD'ye giden Akman, ziyaretçi olarak karşılanmış ancak röportaj için geldiğini söyleyince, Hocaefendi "Ben böyle bir söz vermedim" diyerek direnmiş ve iki gün konuşmamış. Ancak "bu kadar uzun yoldan geldi, kendisini kırmayalım" diyerek rahatsızlığına rağmen 29 Şubat 2004 günü başlayan sohbetle üç gün boyunca Nuriye Akman'ın sorularına cevap vermeye çalışmış. Bu görüşmeden sekiz gün sürecek bir röportaj dizisi ortaya çıkmış… Röportaj 22 Mart 2004 pazartesi gününden itibaren Zaman Gazetesi'nde yayınlanmaya başladı.
19/12/2004 Milliyet Gazetesi’nden Mehmet Gündem'e Mülakat Verdi
Milliyet Gazetesi’nden Mehmet Gündem Fethullah Gülen ile 19 Aralık 2004 günü mülakat yapmaya başladı. Röportaj "Fethullah Gülen'le 11 Gün" başlığı altında 8 Ocak 2005 Cumartesi gününden itibaren 22 gün süreyle Milliyet Gazetesi'nde yayınlandı.
Fethullah Gülen, 27 Nisan 1941'de, Erzurum ili, Hasankale (Pasinler) ilçesi, Korucuk köyünde dünyaya geldi. 1946 yılında ilkokula başladı ancak babasının 1949 yılında Alvar Köyü'ne imam olması ve ailesinin oraya taşınması nedeniyle ilkokulu bırakmak zorunda kaldı ve daha sonra dışarıdan tamamladı. 10 yaşındayken Kur’an’ı hatmeden Fethullah Gülen, 14 yaşında ilk vaazını verdi.
1959 yılında Erzurum’dan Edirne’ye giden Fethullah Gülen, girdiği sınavları kazanarak 6 Ağustos 1959’da Üçşerefeli Camii imamlığına getirildi. Askerlik görevine 1961 yılında Ankara Mamak’ta başlayan Gülen, usta erlik dönemini geçirdiği İskenderun’da verdiği bir vaaz nedeniyle mahkemeye sevk edilerek aklandı ancak disiplin cezası alarak 10 gün askeri hapishanede yattı. Askerden sonra yaklaşık 1 sene Erzurum’da ailesinin yanında kalan, Komünizmle Mücadele Derneği'nin kuruluşunda bulunan ve Halk Evi'nin kadrosuna katılan Gülen daha sonra yeniden Edirne’ye döndü ve 4 Temmuz 1964 günü Dar'ül Hadis camiinde Kur'an Kursu öğretmeni ve fahri imam olarak göreve başladı.
1965’te Kırklareli merkez vaizliği, 1966’da İzmir merkez vaizliği görevlerinde bulunan Fethullah Gülen, İzmir Kestanepazarı Kur’an Kursunda hocalık yaptığı 1968 yılında, Diyanet görevlisi olarak ilk kez hacca gitti. 1972-74 yılları arasında Edremit merkez vaizliği, 1974-76 yılları arasında Manisa merkez vaizliği yapan Gülen, 12 Eylül 1980 ihtilaline kadar da Bornova merkez vaizliği görevini sürdürdü. 1977 yılında görevli olarak gittiği Almanya’nın çeşitli yerlerinde konuşmalar yaptı ve konferanslar verdi; ilk sayısı Şubat 1979’da çıkan Sızıntı Dergisi’nde yazdı.
Fethullah Gülen, ihtilalin ardından Çanakkale merkez vaizliğine tayin edilse de rahatsızlığı yüzünden göreve başlayamadı ardından da ağırlaşan şartlar nedeniyle vaizlikten istifa etti. 1985 yılında Anadolu’yu dolaşan Gülen, altı yıl aradan sonra ilk vaazını 1986 yılında Burdur Büyük Çamlıca Camii’nde verdi ve 1991 yılı Haziran ayına kadar da haftalık ve aylık vaazlarını sürdürdü. 1988 yılında da Yeni Ümit Dergisi’nde yazıları yayınlanmaya başladı. 1993 yılında annesi Refia Gülen’i kaybetti.
Fethullah Gülen’in, aralarında Bulgar Trud Gazetesi ve Varna Televizyonu, Hollanda Televizyonu, Time Dergisi, Rus ORT Televizyonu’nun olduğu yabancı; Aksiyon ve Aktüel Dergileri, ATV, NTV, Show Tv, TRT, Kanal D, STV Televizyonları, Zaman, Cumhuriyet, Milliyet, Radikal Gazeteleri’nin olduğu Türk basın-yayın kuruluşlarında röportajları yayınlanmıştır.
ALDIĞI ÖDÜLLER
1995 – Türk Ocakları Vakfı "Nihal Atsız Türk Dünyası Hizmet Ödülü"
1995 – Mehmetçik Vakfı “Teşekkür Beratı”
1996 – Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) “Hoşgörü Ödülü”
1997 - Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) “Türk Dünyasına Hizmet Ödülü”
1997 – Türk Eğitim-Sen “24 Kasım Eğitim Özel Ödülü”
1998 – “Türk 2000'ler Vakfı Ödülü”
1998 – “Hamdullah Suphi Tanrıöver Türk Ocakları Kültür Armağanı”
1998 – “İpekyolu Vakfı Ödülü”
2001 – Türkiye Yazarlar Birliği “Üstün Hizmet Ödülü”
GÜLEN’İN KARAKTERİNDE ÖNE ÇIKAN ÜÇ UNSUR
Fethullah Gülen, Erzurum ili, Hasankale (Pasinler) ilçesinin 50-60 hanelik Korucuk köyünde dünyaya geldi. Hem anne hem baba yönünden oldukça dindar, zeki, hisleri itibariyle son derece gelişmiş bir evde neşet eden Gülen’in şuuraltı, bilhassa babaannesi Munise hanımın, daha sonra babası, annesi ve büyükbabasının, aile dışında Alvarlı Muhammed Lütfi efendinin derin tesirleri altında oluştu. Bu şuuraltını besleyen ve bilâhare Gülen’in şahsiyetinin en belirgin vasıfları olarak gelişecek üç unsur bilhassa öne çıktı. Bunlardan birincisi, bütün ailede görülen çok derin ve kalbî dinî bağlılık ve yaşayış; ikincisi, Peygamber ve Sahâbe sevgisi başta olmak üzere, aile içinde ve bütün varlığa karşı duyulan derin bir sevgi ve alâka; üçüncüsü ise, gerek ailenin fakirliğinden, gerekse özellikle Birinci Dünya Savaşı yıllarında ve daha sonra çektiği çileler ve maruz kaldığı mağdu¬riyetlerden ve Gülen’in çocukluğunda bir saat arayla büyük baba ile büyük annenin, ayrıca birkaç kardeşin ve Muhammed Lütfi efendinin vefatlarından kaynaklanan, daha sonra ise, İslâm’ın garipliği, Müslümanların ve Türk insa¬nının son asırlarda üst üste uğradığı felâketler ve daha başka acılarla beslenen çile, ızdırap ve gözyaşıdır.
Fethullah Gülen’in şahsiyetindeki sözünü ettiğimiz üç unsura geçmeden önce, onda bu üç unsurun oluşmasında aile ve ilk yakın çevresinin tesirine çok kısa olarak da olsa bakmakta fayda var:
Gülen’in ailesi içindeki bağlar çok kuvvetlidir. Eşi hakkında, “ya Rabbi, beni onsuz yaşatma” diye dua eden babaannesi Munise hanımla büyükbabası Şamil ağa, aynı gece bir saat arayla vefat eder. Gülen, ilk görev yeri olan Edirne’ye gidince, ikinci küçük kardeşi Mesih Gülen, ağabeyi 4 yıl sonra as¬kerlik görevi esnasında aldığı hava değişimi münasebetiyle Erzurum’a dönün¬ceye kadar âdeta kimseyle konuşmama ‘orucu’na girer. Bizzat Gülen, büyükbabası ve büyükannesinin vefatı üzerine, uzun bir süre gece-gündüz, “ya Rabbi, ne olur, benim de canımı al da, dedeme ve nineme kavuşayım” diye dua dua yalvarır. Çok küçük yaşta vefat eden bir kardeşinin kabri başında senelerce gözyaşı döker.
Fethullah Gülen, eski Müslüman-Türk aile ve cemiyetine hakim olan bu sevgi hâlesini şu sözlerle resmetmektedir: “Biz, gözlerimizde sevginin zaferleri, kulaklarımızda onun davulunun, kösünün sesi bir atmosferde yetiştik. Gönül¬lerimiz hep onun bayrağının dalgalanma heyecanıyla attı. Sevgiyle o kadar içli-dışlı olduk ki, neticede hayatımızı bütün bütün ona bağlayıp ruhumuzu da ona adadık. Artık biz yaşarsak sevgiyle yaşar, ölürsek sevgiyle ölürüz.” (Sızıntı, Eylül 1999)
Vatikan İstanbul Temsilcisi Monsenyör Georges Marovitch, Gülen’in ruhundaki sevgiyi keşfetmiş bir insan olarak, bir bayramlaşma merasiminde şöyle diyordu: “Gülen, inançlar ve kültürler arası diyaloga hizmet eden, barış ve sevgi insanıdır. O, bütün dinlere açık bir şahsiyettir... Sevgi ve hoşgörü esas¬larına dayalı gerçek İslâmiyet’i onun sayesinde tanıdık... Etrafıma bakıyorum, toplumun her kesiminden insanları burada görüyorum ve soruyorum: Nedir bizleri buraya çeken? Hıristiyan, Müslüman, Yahudi kardeşlerimizi burada toplayan nedir? Nasıl ki Mevlâna, Konya’ya yüz milyonları çekti. Bir zat var burada, sevgiyle konuşuyor ve hepimizi kendisine çekiyor. Bu muhterem zat, bizlere sevgiden bahsediyor. Bu sevgidir bizi buraya getiren. Onun için bu zata dua ediyorum, hepimizin duasına ihtiyacı var. Dünyamıza büyük bir örnektir bu zat. Bazıları diyor ki, ne var bu zatın arkasında? Onun tek silahı var, o da Allah sevgisidir.” (Ergün, 270)
Gülen, kendisine karşı medya vasıtasıyla girişilen kasetli linç operas¬yonundan sonra Türkiye’de diyalog köprülerinin yıkılıp, toplumun ve devletin tam bir kaosa itilmesi karşısında duyduğu iç ızdırap ve infiali, yine sevgi çağ¬rısıyla bastırıyor ve yine kendisi olarak konuşuyordu:
Öyleyse gelin, bütün varlık ve eşya, varlık ve eşyanın arkasındaki ruhanîler ve melekler gibi biz de, el ele, gönül gönüle birbirimizi candan kucaklayalım ve iradelerimizin hakkını eda etme azmiyle, içimizdeki kin, nefret, ihtiras, düşmanlık, şehvet… gibi hayvanî hisleri söküp atarak, ruhanîlerin o tertemiz havasına dem tutmaya çalışalım; kalbî ve ruhî hayat ufkuna otağlar kurarak Hak yakınlığına açık duralım ve içlerimize akan arz u semanın güzelliklerinden, lâhut âleminin o el değmemiş güllerinden, çiçeklerinden hazırladığımız buketlerle sevgiye ve güzelliğe aç gönüllere bayram şölenleri yaşatalım..
Gel, gel aramıza katıl; biz Hakk’a gönül vermiş aşk insanlarıyız. Gel, gel bize katıl da sevgi kapısından içeriye giriver, giriver ve evimizde bizimle beraber otur... Gel, birbirimizle içten konuşalım; (gönüllerimizle sarmaş dolaş olalım da), kulaklardan, gözlerden gizli konuşalım. Güller gibi dudaksız ve sessiz gülüşelim; tıpkı düşünce gibi, dudaksız-dilsiz görüşelim… Madem ki hepimiz biriz, birbirimize dilsiz-dudaksız seslenelim. Madem ki ellerimiz kenetli, gel bu halden bahisler açalım; el-ayak, gönül hareketlerini daha iyi anlar, öyle ise gel dilimizi tutalım, titreyen gönüllerimizle konuşalım. (Sızıntı, Eylül 1999)
Allah’a kullukta ölçü: Kendini varlıklar içinde en hakir görme
Fethullah Gülen için Allah’a kulluk, her şeyin önünde gelir. Bu kulluğun son ve son olduğu için de en mükemmel nizamnamesi İslâm’dır; dolayısıyla o, şüphesiz İslâm’ın üzerine titrer. Çok küçük yaşta Kur’an-ı Kerim’i okumayı öğrenip, onu ilk defa hatmetmesine, yani baştan sona okumuş olmasına ve o günden bu yana belki tek bir namazı kazaya kalmamış bulunmasına, geceleri de hiçbir zaman teheccüd namazından mahrum olmamasına rağmen o, Allah’a gerektiği gibi kulluk vazifesini asla yapamadığına inanır. Kişide Allah marifetinin artmasına paralel, kendini insanların en küçüğü, en günahkârı olarak görme duygusu da artar. Bu bakımdan, kendisini bütün insanların en hakiri, varlık içinde en günahkârı olarak gören Fethullah Gülen, Allah’a münacatlarını zaman zaman şiirle de dile getirir:
Yâreli dilim zahmine rahmeyle İlâhî!
Aç kapını lûtfet bu günahkâre İlâhî!
Yüzüm süreyim eşiğine kovma ne olur;
Yeter artık dolaştığım âvâre İlâhî!
Yıllarca bâb-ı kereminde inleyip durdum;
Ah u efgânım hicrâna emâre İlâhî!
Gerçi isyanla âlûde yaşadım her zaman;
Yine de keremler kıl bu nâçâre İlâhî!
Yakma nâr-ı ağyâre, yanayım ocağında;
Püryân-ı aşk olup, erem şikâre İlâhî!
Dağlar kadar isyanımla nihayet kapına,
Döndüm tasmalı boynumla, bîçâre İlâhî!
Kıtmîre lûtfet dursun artık efgân u zârı;
Varam her cilvesi bin-şevk Settâr’e İlâhî!.. (Kırık Mızrap 1-2, 98–9)
Peygamber ve Sahâbe sevgisi
Fethullah Gülen’de bu Allah marifet ve aşkı, O’nun karşısında kendini bütün yaratıkların en günahkârı olarak görmenin yanısıra, Peygamber ve sonra Sahâbe sevgisi, onun şahsiyet ve karakterinin en önemli özelliğidir. Tam bir Peygamber ve Sahâbe âşıkı olan Fethullah Gülen’in, Allah Rasûlü’ne olan aşk, hasret ve yalvarışlarını da şiire döktüğü olur:
Sen’i seven her ruh uludur ya Rasûlellah!
Gönlü-gözü onun doludur ya Rasûlellah!
Cemâlin pertevinden zerre şevk alan billâh,
Kapının ayrılmaz kuludur ya Rasûlellâh!
Beklemez bir başka iltifat Sana erenler,
Semtin iltifat buğuludur ya Rasûlellâh!
Gönül gözleriyle bir kere seni görenler:
Onlar, ruhların bir koludur ya Rasûlellâh!
Uçuşur ikliminde altın kanatlı kuşlar;
İklimin, kuşların yoludur ya Rasûlellâh!
Cennet yamaçları gibidir orda ufuklar;
Cemâlin bu ufkun tülüdür ya Rasûlellâh!
Sana ermek imanlı gönüllerin rüyası;
Seni bilmeyenler ölüdür ya Rasûlellâh!
Vuslatın, bu garip kıtmîrin her dem hülyası,
Bu, benim gönlümün gülüdür ya Rasûlellâh! (a.g.e., 90-91)
Geçmişin hicranı, hâlin ızdırabı ve geleceğin ümitleri
Fethullah Gülen, şüphesiz eleştirilere kapalı bir insan değildir. Fakat şu da bir gerçektir ki, Gülen, niyeti ile sorgulanamaz. Sohbetinde oturmuş, az da olsa yanında kalmış olmasa da, 22 yıldır yazdığı yazılara şöyle bir bakan, aradaki bazı fasılalara rağmen 15 yaşından 50 küsur yaşına kadar verdiği vaazların bir veya ikisini dinlemiş olan biri bile, ondaki dinî hassasiyeti hemen takdir edecektir. Gülen, hayatını, Allah’a kulluk çizgisinde Allah’ın İsmi’nin yüceltilmesine, dolayısıyla, mümkün olsa ve İlâhî Hikmet ve Meşiet izin verse, herkesin hidayetle şereflenmesine, yani bir manâda kendini insanlara hizmete adamış bir insandır. Onun bu konudaki niyeti ve samimiyetinin üzerine tek bir zerre şüphe toprağı saçılamaz.
Kur’ân-ı Kerim, birkaç yerde Peygamber Efendimiz’i, “insanlar, getirdiğin bu mesaja inansınlar diye, onların peşlerinden koşturup duruyorsun; bu mesaja neden inanmazlar, nasıl inanmazlar diye peşlerinde kendini helâk edeceksin!” (Kehf/18: 6) şeklinde şefkatle uyarır. Çünkü, insanları İslâm’a ulaştırmak onun elinde değildi; onun vazifesi tebliğ etmek, yani Allah’ın mesajını insanlara tam olarak duyurmak, vicdanlarında “evet” deyip, akılları ve kalpleriyle de tasdik edinceye veya nefisleriyle reddedinceye kadar nasıl anlatmak gerekiyorsa o şekilde anlatmaktı. İşte Fethullah Gülen’i, aynı ızdırap ve sancıyı, aynı çile ve sızıyı, hiç şüphesiz bir peygamber seviyesinde olmasa da, kendi çapında duyan bir insan olarak, bu noktada tanımaya çalışmak gerekir. O, karşısındaki bir insana, “Sizin hidayetiniz ve bu hidayet (Hakk’ın doğru yolu) üzerinde sebatınız için günde 100 kere ölüp tekrar dirilip, dirilip tekrar ölmeye razıyım” diyecek derecede, insanların Allah’a giden yolu bulup, bu yolda sebat ederek Âhiret’e göçmesi ve ebedî hayatlarını kurtarmasına kendini adamış bir insandır. Bu, Allah marifet ve aşkının onun gönlünde köpürttüğü duygular kadar, insanlar için, ya sonsuz bir mutluluk, ya da dayanılmaz azap çukurlarında geçecek ebedî hayatın önemi ve Allah’tan dolayı, O’nun yarattıklarına duyduğu sevgi sebebiyledir.
Her insan, yaratılışı gereği, önce çevresine, sonra da derece derece daha geniş çevreye, derken ülkesine ve milletine karşı öncelikli bir alâka duyar. Bu noktada denebilir ki, Gülen’in en yakın çevresi Türkiye ve Türk insanı, ikinci çevresi Türk dünyası, İslâm dünyası ve bütün insanlıktır. Kur’an-ı Kerim, Hz. İbrahim (a.s.) hakkında, “İbrahim, tek başına bir ümmetti” (Nahl/16: 120) bu¬yurur. Yani Hz. İbrahim, hiçbir zaman kendini düşünen değil, bütünüyle mil¬letini düşünen, peygamber olarak gönderildiği toplumu düşünen, bütün varlığını onlara, daha sonra da insanlığın geleceğine adamış bir insandı. Bundandır ki, kendisinden sonra gelen hemen bütün peygamberler onun neslinden geldi. Bu âyeti izah sadedinde bir mütefekkir, “Kimin himmeti (bütün düşüncesi ve gayreti) milleti ise, o, tek başına bir millettir” der. Allah marifetini kazanmış ve İslâm’a gerçekten gönül vermiş zatlar, Gülen’in yazılarının pek çoğunda görülebileceği gibi, kendilerini değil, Allah sebebiyle O’nun yarattıklarını düşünürler. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hakkında, “Seni başka bir şey için değil, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiyâ/21: 107) âyetinde de ifade buyurulduğu üzere, kendilerini, Allah’ın rahmeti, Allah’a iman, Allah marifet ve aşkından dolayı O’nun yarattıklarına adamış olan bu zatlar, Allah’ın rahmetinin tecelli merkezi, O’nun rahmetinin diğer varlıklara aksetmesinde birer ayna gibidirler. Onlar, başka bir şey için yaşamaz; kalpleri ancak Allah ve dolayısıyla O’nun yarattığı varlıkların O’na ulaşması, O’na imanla ebedî hayatlarını kurtarmaları hedefi istikametinde atar; düşünceleri bu hedef üzerinde yoğunlaşır. İşte Fethullah Gülen, şüphesiz o kendisine hiçbir makam ve misyon biçmese ve kendisini bütün varlıklardan daha aşağı da görse – ki, Ezurumlu İbrahim Hakkı hazretleri, “kendisini bütün varlıkların dûnunda (aşağısında) gör¬meyene irşad vazifesi verilmez” der; çünkü onlar, omuzlarını diğer insan¬ların ayaklarının altına koyacaklardır – bütün hayatını, varlığını bu hedefe adamış biri olarak, tabiatıyla önce Türk insanının, sonra da bütün insanlığın aynı hedefe yönelmesini arzular. O, Allah’a teslim olmuş bir Müslüman olarak, Türk Mil¬leti’nin ve dünyasının, sonra bütün insanlığın dünyadaki gerçek kurtuluşunda da Allah’a imanı, O’nu marifet ve aşkını kazanmayı ve hayatın da, karakterin de bu temel üzerinde örgülenmesini en önemli unsur olarak görür. Onun kendisiyle yaptığı bir muhasebede, bu hususu bütün derinliğiyle görmek mümkündür:
Ey nefis!
Herkesin derdini vicdanında öyle derince duyup yaşamalısın ki, artık bu konuda kimsenin senden hiçbir beklentisi kalmasın; onların acılarını öylesine içten hissedip ağlamalısın ki, ağlamaya durmuş bütün gözlerin yaşları kurusun; onlar için öyle yanıp yakınmalısın ki, ızdıraptan ciğeri kebap olmuş böyle biri karşısında, bütün muzdaripler acılarını unutsun.
Ey nefis!
Mumlar gibi yan, eri, başkalarını aydınlat, ama kat’iyen bu büyük feda¬kârlığı kendi çıkarlarına bağlama! Dolaplar gibi dön ve inle, bütün yanan yüreklerin ateşini söndür, ama kendini hiç düşünme! Bir buhur¬danlık gibi için için hep kavrul, çevrene güzel kokular neşret, ama halin¬den asla şikâyet etme! (Sızıntı, Ocak 2000)
Fethullah Gülen’in maddî-manevî bütün varlığında bu gayenin çilesi, ızdırabı apaçık görülebilir. Bu çile ve ızdırap, onun yazılarında ve sohbetlerinde hemen ilk göze çarpan husustur. Ayrıca, şanlı, fakat tali’siz bir devlet ve muhteşem bir medeniyetin çöküşünün hicranı, Türkiye’nin ve Türk insanının halâ kendine gelememiş olmasının derdi ve her şeye rağmen gelecek adına beklenen ümitler, bu çile ve ızdırabın ayrılmaz boyutlarıdır. Denebilir ki, Gülen’in hayatının her karesini, Allah’a iman, Allah marifet ve aşkı tezgâhında geçmişin hicranı, hâlin ızdırabı ve geleceğin ümitleri dokur. Bunu, düz yazıları kadar, pek çok şiirlerinde de görmek mümkündür:
Yine hicran dolu günleri andım,
Yıllar gözyaşına karışıp gitmiş.
Ürperdim ve yerimde kalakaldım,
Dostlar düşmanlarla barışıp gitmiş.
Yüzerken millet derin uykularda,
Kaybolup gitti değerler ardarda...
Kan-ter var mazinin şakaklarında,
Demir bukağılar ayaklarında,
Acı bir tebessüm dudaklarında,
Ne kızıl bir ruhla çarpışıp gitmiş...
Hâlâ ufukta yer yer karanlıklar;
Gecenin arkasında gündüzler var...
… (a.g.e., 171–72)
Fethullah Gülen, bir hicran, hasret, ızdırap ve ümit insanı olarak, son de¬rece ince bir gönüle sahip olmakla, gözyaşı onda çok defa bir boşalma ame¬liyesidir. Bizzat kendisi gözyaşını saf şiire benzettiği için, çok rahatlıkla diye¬biliriz ki, onun şiirleri de, hicran, hasret, ızdırap ve ümit damlalarından oluşan gözyaşlarıdır:
Bir akşam üstüydü geçmişteki bahçelerde,
Veda ediyordu hasretle güller hayata..
Küskündü çemenler ve çemenzar kâinata;
Kapanıyordu her yandan akşam perde perde..
Ve serin bir poyraz esiyordu bahçelerde...
…
Acı acı uğulduyordu her yanda rüzgâr,
Hazanla buruktu papatyalar, karanfiller..
İrem bağlarına denk o sihirli bahçeler;
Kalmamıştı bahçelerde tılsımlı lâleler,
Hep kabus gibi esiyordu esince rüzgâr...
…
Geceler başıboş ve derinleşen saatler,
Çılgıncaydı o esnada karanlığın hızı,
Bitevî yarasaların keyfi gül kırmızı..
Ve derin hicranlarla kıvranıyordum yer yer,
Aczimize göklerin açıldığı saatler.
Derken sabâ esmeye başladı bir aralık,
Diriliş kokusu geliyordu ötelerden:
Bir zaman güneşlerin kol gezdiği yerlerden;
Yırtılıyordu artık perde perde karanlık..
Ve gök kapılarında mübarek bir aralık.. (a.g.e., 144–46)
Fethullah Gülen, dert, ızdırap ve gözyaşını, ilk insandan bu yana bütün problemlerin çözümünde ve bütün peygamberlerin kullandığı en büyük anahtar olarak görür ve öyle takdim eder:
Dertli Nebi, tufan Peygamberi, gözyaşları ile âlemi sele vermedi mi? Yaratılış esrarına ilk dokunan Mevlâ’nın Halil’i, “Hasbî, Hasbî” diyerek gözyaşlarıyla ateşi berd ü selâm (serin ve emniyetli) etmedi mi?
O incelerden ince, Hak esrarının merkezleştiği, Faraklit müjdecisi Ruhullah’ın hali hep ağlamak değil miydi?
Ve son durakta, en doğru yolun başında, büyük muammanın keşşafı, yaratılışın özü aziz Ruh, kördüğümü çözer gibi bu esrarı gözyaşlarıyla çözmedi mi? Ta ana kucağında bin niyaz ile “Ümmetî, Ümmetî...” dediği andan, ba’sü badelmevt’e ve ötesine kadar hep aynı şey için inlemedi mi? (Sızıntı, Eylül 1979)
Fethullah Gülen’i az yakından olmasa bile, sadece yazılarından tanıyan biri bile, onun doğduğu veya kendini bildiği andan itibaren bir şeb-i yelda, kabuslar ve bazen de “tatlı rüyalar”la dolu bitmez bir kış gecesi yaşadığına hemen hükmedecektir. Gerçi o, şiirinde uzun kış gecelerini tasvir etse de, onun hayatının romanı, sergüzeşti ‘kış geceleri’dir:
Kış gecelerinde oturmuş düşünüyorum,
Art arda inanç ve ümit, sarsıntı ve kaos.
Kış gecelerinde terliyor ve üşüyorum,
Hülyalarda sallantı ve rüyalarda kabus...
Bülbüllerde sessizlik, çiçeklerde bekleyiş;
Sevinç-hüzün iç içe, gönlümün itiyadı...
Ekseriya tekdüze, ara-sıra tekleyiş;
Bahar nâraları yanında hazan feryadı.
Bazen musikî gibi tatlı esiyor rüzgâr,
Fıkırdıyor her şey: kuş, böcek, ağaç ve yaprak;
Bazen serin bir poyrazla sarsılıyor bahar,
Yeisle geriniyor dere, tepe, taş, toprak...
Soluyor gül çehrelerinde güzellik renk renk,
Azmin şakaklarında eski günlerin teri;
Gurbet tütüyor her yanda, sarsılıyor âhenk,
Bir ürperten belirsizlik kaplıyor her yeri!
… (Kırık Mızrap 1-2, 167–68)
DİĞER KARAKTER ÖZELLİKLERİ VE GÜNLÜK HAYATIYLA GÜLEN
Zıt özelliklerden örülü denge karakteri
Varlıklar arasında insanın apayrı bir yeri vardır. Farklı farklı ve iç içe âlemlerden, dünyalardan oluşan kâinatta, kâinata varlık kazandıran Allah’ın İsimleri, her bir âlemde ayrı tecelli eder. Bu dünyada bile, aynı İsimler sosyal alanda bir ayrı, ilimler sahasında bir ayrı, Din sahasında bir ayrı tecelli halindedir. Buna, aynı gerçeğin, farklı alıcılara göre farklı renk, ton ve şekil¬lerde görünmesi olarak da bakılabilir. Kısaca insan dahil, kâinatta ne varsa, her şey, her hadise, Allah’ın İsimleri’nin tecellisinin neticesidir. Meselâ, bir çiçekte O’nun Şekillendiren (Musavvir), Renk Veren (Mülevvin), Güzel (Cemîl), En Güzel Şekilde Yaratan (Ahsenü’l-Hâlikîn) gibi isimleri, her bir çiçeğin kapasitesine ve özelliklerine göre tecelli halinde olduğu gibi, fırtınalı bir deniz Mutlak Celâl Sahibi, Mutlak Kudret Sahibi (Celîl, Kadîr), canlıların beslenmesi Rızıklandıran (Razzâk), anneler başta olmak üzere, varlıklardaki şefkat ve merhamet Mutlak Merhamet Sahibi (Rahîm) isimlerini gösterir. İnsanda ise, denebilir ki, Allah’ın bütün isimleri tecelli eder. O, Allah’ın görmesiyle veya gördürmesiyle görür, işitmesi veya işittirmesiyle işitir; O’nun Kudretiyle kudret, İlmi’yle ilim, İradesi’yle de irade sahibidir. Nasıl Cenab-ı Allah’ın, birbirine zıt eserleri olan, fakat hepsi âhenktar şekilde bir bütünlük oluşturan İsimleri ve onların tecellileri varsa, aynı şekilde, insandaki farklı ve birbirine zıt, fakat birbirini bütünleyen sıfat, kabiliyet ve tezahürlerin kaynağı da yine bu İsimlerdir. Cenab-ı Allah’ta sonsuz merhamet ve şefkatle sonsuzca cezalandırıcı olma ilk anda bağdaştırılamayabilir. Fakat, her bir ismin kendine has tecelli yeri ve sahası, yani, merhamet ve şefkat gibi, cezalandırmanın da tecelli alanı söz konusudur; Bu isimler, insana da aynı şekilde yansıdığından, insanda birbirine zıt duyguların oluşmasına sebep olurlar. Öfke ile merhamet, şefkat ile cezalandırma hissi insanda aynı anda bulunur. İnsana düşen, bütün bu zıt duyguları yerinde ve gereken dozajda kullanmak ve ortaya zıtlardan bir âhenk dantelası çıkarmaktır.
Aynı şekilde, insanın görme, işitme, tatma, hissetme ve koklama gibi zahirî duyularının her biri, nasıl kendine has fonksiyonu var ve dolayısıyla kendine has ‘gıda’larla tatmin istiyorsa, aynı şekilde onun iç duyu ve fakültelerinin her birinin de yine kendine özgü fonksiyonu vardır ve dolayısıyla kendine özgü doyum ister. Hepsini birden ‘zihin’ kavramında toplayabileceğimiz aklın, düşüncenin, hafıza, muhakeme ve öğrenmenin insan için ifade ettikleri kendilerine has manâ ve ifa ettikleri kendilerine has fonksiyon, dolayısıyla, yine kendilerine has cevelan zemini ve beslenme ortamı söz konusudur. Bunun gibi, insan, duyguları ve kalp, ruh gibi daha iç fakülteleri de, yine kendilerine özgü fonksiyonu gördükleri ve buna göre beslendikleri ölçüde iç âhengini sağlayabilir ve bu şekilde iç huzuru yakalayabilir. Evet, akıl-kalp veya zihin-ruh arasındaki gerekli irtibat kurulduğu ve iç âhenk sağlandığı, ayrıca kuvvet, gadap ve şehvet gibi dışa dönük yönleri doğru istikamette kullanıldığı zaman, insan, hareketlerine ‘hikmet’ çerçevesinde yön verir ve dengeli bir hayat yaşar.
Kısaca, insan kendi içinde ‘adalet’i, dengeyi, orta yolu bulduğu zamandır ki, başkalarıyla münasebetlerinde de âdil ve dengeli olur. Aksi halde, akıl ruh hesabına veya ruh akıl hesabına, akıl-ruh kuvvet, şehvet veya beden hesabına devreden çıkacak olursa, ortaya ‘yarım’ veya ‘çeyrek’ insanlar çıkar ve aynı durum tabiatıyla topluma da yansır. Bu bakımdan, komple bir insanın yetiştirilmesi, bir başka ifade ile, insanın komple bir eğitimden geçmesi, neticede insan ve toplumda denge, adalet ve huzurun sağlanması, insanın bütün duyu, duygu ve fakülteleriyle ele alınmasında yatmaktadır.
Fethullah Gülen gibi, insanlara tesir edebilen şahıslarda, İlâhî İsimlerin tecellilerini alma ve yansıtma kapasitesi, normal insanların üstündedir. Bu, zihnî ve ruhî meleke veya fakültelerde böyle olduğu gibi, duygularda, öfke, arzu, şehvet gibi fakültelerde de böyledir. Meselâ Fethullah Gülen, yaratılıştan ener¬jik, çok hareketli, izzet sahibi, cesur ve gözüpek, nizam ve intizam taraftarı, fevkalâde hassas, ayrıca çok ciddî bir tarih şuuruna sahip ve hamasî hislerle dopdolu birisidir. Bunun yanısıra o, ailevî karakteri içinde yakınlarına oldukça bağlı, son derece hassas, her varlığa karşı sevgi dolu ve “sonbaharda bir yap¬rağın dalından kopup düştüğünü görsem, kolum kopmuş kadar acı duyarım” diyecek, bir çukura kaçmış karıncayı çıkarmak için yarım saat uğraşacak, namaz esnasında İlâhî huzurla tam konsantre olduğu esnada bile bir çocuğun ağla¬masını işitse, içine bayılma gelecek derecede şefkatli ve merhametlidir de. Bu şefkat, merhamet, yakınlarına bağlılığı ve sevgiyle dopdolu oluşuyla, doğu¬muyla birlikte tadıp tanıdığı mahrumiyetler, zarif ve hassas babasının maruz kaldığı dost cefaları ve göçler, nihayet çocuk ruhunu en derininden yaralayan bir kardeşinin, ayrıca dedesinin ve babaannesinin aynı anda vefatları birleşince, çocukluğundan itibaren bütün benliğinde, daha sonra İslâm’ın aldığı yaralar ve insanlığın dertleriyle büyüdükçe büyüyen çok derin ızdıraplar mayalamıştır. Bu tür farklı tesirler dengelenmediği takdirde, çok kez insanlarda şahsiyet kırıl¬malarına yol açsa da, Allah Fethullah Gülen’i, karakterindeki bütün bu yanları ve yetişmesindeki tesirleri bir denge halinde bütünleştirmeye muvaffak kılmıştır.
Kader, Fethullah Gülen’i, aynı anda dînî ilimlerin, yine aynı anda ruh terbiyesinin, ayrıca ‘pozitif’ ilimler denilen fenlerin, bunların yanısıra edebiyat, tarih ve felsefenin içine çekti. Baba ocağında başlayan tahsili, Erzurum’da devam etti. Yine evinde başlayıp, Muhammed Lütfi Efendi’nin dizi dibinde devam eden manevî eğitimi, dinî tahsili gibi, ömrü boyunca hiç kesilmedi. Tahsil çağlarında tanıdığı Risale-i Nurlar da buna belli bir katkıda bulundu. Neticede, Yaratıcı’nın hamuruna koyduğu istidatları, çağa uygun bir denge içinde gelişmeğe durdu. İlk okulda başlayan ‘modern’ eğitimini, bilhassa fen, felsefe, edebiyat ve tarih gibi alanlarda kendisi devam ettirdi; bir yandan Fiziğinden Kimyasına, Biyolojisinden Astronomisine kadar, modern bilimlerin ana prensiplerine derin bir vukufiyet kazanırken, bir yandan da Camus, Sartre, Marcuse gibi varoluşçu filozoflar ve daha başka Doğu ve Batı felsefesinin ana kaynaklarıyla tanıştı. Bütün bunlar, ortaya coşkun bir aşk ve derin bir marifetle birlikte, engin bir ilim, ihatalı bir mantık ve muhakeme ve aynı zamanda bir hikmet, heyecan, fakat her şeyi dengeleyebilen bir basiret ve firaset; sonra duruluk, yumuşaklık ve cömertlik, teslimiyet, ızdırap ve inleme, iffet ve takva, şefkat, merhamet ve hoşgörü ve bütün bunlara karşılık, sınırsız bir hamâset, ümit, ideal ve ölçülü bir disiplinle birlikte, derin bir sabır timsalini, kamuoyunun Fethullah Hoca olarak tanıyacağı ve bilhassa yakından tanıyanları tarafından Hocaefendi olarak anılacak bir eğitim ve hareket insanını çıkardı.
Tevazu, kendini hiç görme ve “insanlardan bir insan olma”
Fethullah Gülen’in, en önemli bir diğer özelliği tevazuudur. Hem yapısının, hem de aldığı terbiyenin bir neticesi olarak düşünebileceğimiz bu tevazu, onun şahsiyetinin en bariz vasıflarındandır. Liderlik, önde olmak gibi dünyevî sevdalardan fersah fersah uzak bu “derviş profili”, Fethullah Gülen’de kendini unutma veya, çok kullandığı tabirle, “sıfırlama” şeklinde ortaya çıkar.
Fethullah Gülen, “bu dünyayı yıkıp, yerine cennet gibi bir dünya getirip kursanız, çekilip bir ağacın dibinde oturacak ve ‘bunları yapan ben değilim’ düşüncesi içinde, insanlık adına yapıp ettiklerinizi bir kenara koyarak, ‘bütün bunlar, Allah’ın yardımı ve güzel insanların himmeti ile olan şeyler’ diye düşüneceksiniz” ikazında bulunur. “Kendimi hiç bir zaman itibarın hiç bir şekline lâyık görmedim. Samimi olarak insanlığa hizmet etmekten başka bir düşüncem de olmadı” diyen Fethullah Gülen, elini öpmek isteyenlere izin vermez; kendisine gösterilen saygı ve itibardan olabildiğince rahatsız olur. İnsanların, karşısında tabiî olmalarını arzu eder; sunilikten, olduğundan başka görünme tavırlarından, kalpte olmayanı dille söylemekten nefret eder. Yüksek, kibar ve ölçülü tavır ve davranışlardan her zaman hoşlansa da, bunlar, bir insanın artık tabiatı haline gelmişse hoşlanır. Buna karşılık, kaba fakat samimi söz ve tavırlardan da incinmez. Kendisine bir başarı veya hizmet isnadından, bir toplulukta öne çıkarılmaktan büyük rahatsızlık duyar ve kendinden önceki büyük insanların vefalı bir tâbisi olarak kalmayı her zaman tercih eder. “İnsanlardan bir insan” olmak, öyle kalmak, onu en çok memnun edecek hususlardandır. Bu bakımdan, zaman zaman, “estetik ameliyatla yüzün ve şeklin değiştirilmesine dinimiz müsaade etse, tanınmamak için bunu yaparım” der.
“Nefis cümleden ednâ, vazife cümleden a’lâ” ve “herkes yahşî men yaman; herkes buğday men saman” anlayış ve tavrını tabiatı haline getirmiş bulunan Fethullah Gülen, yapılmasında teşvikte bulunduğu hizmetlerin kendisine mal edilmesini, “Yaradan’a karşı büyük bir saygısızlık, o hizmetlerde emeği geçmiş insanlara haksızlık, vazifeye karşı da ihanet” olarak görür. Başkalarına yaptığı iyilikleri bir iyilik olarak görmediği gibi, hem bu iyilikleri, hem de başkalarından gördüğü kötülükleri, eza ve cefayı, bir bilgisayarın hafızasından bir dosyanın silinmesi gibi hafızasından iradî olarak siler. Yanında kimsenin hakkında söz söylenmesini istemez ve “bilhassa ehl-i iman hakkında Âhiret’e içimde hiçbir menfî duygu olmadan gitmek istiyorum” diye, sık sık ikazda bulunur. Dünyevî makamlar yerine Allah’ın hoşnutluğunun gözetilmesi gerek¬tiğini vurgular ve özellikle din ve ülke hizmetlerinin maddî-manevî hiçbir çıkar duygusuna âlet edilmemesi gerektiği üzerinde durur. “Bu hizmetler karşısında Cennet ve velîlik bile beklenmemeli; benim yanıma, başka düşünce ile, hattâ Abdülkadir Geylanî olabilir miyim düşüncesiyle bile gelen, gelmesin” der. Etrafındaki insanlarda az bir dünyevî makam, şan, şöhret arzusu görse, hissetse, çok derinden yaralanır, ciddi olarak gönül koyar ve bazen tavır aldığı da olur.
Sohbet üslubu ve muhataplarıyla münasebeti
Fethullah Gülen, yanlışlara karşı olabildiğince duyarlı, doğruların en küçüğünü bile takdir eden hassas yapısıyla, insanlarla zihin ve gönül alışverişinde bulunmayı sever. Mütevazi ve mahcup yapısına paralel olarak, genellikle kendisine soru sorulmadıkça konuşmaz. Bunun bir başka sebebi, alıcı olmayan, merak etmeyen, zihnî, tefekkürî derdi bulunmayan insanlara herhalde bir şey anlatılamayacağı veya anlatmanın gereksizliği de olabilir. Gerek sorulan sorulara cevap verirken, gerekse bir konuda konuşur veya hatırlatmada bulu¬nurken, malûmat satma, kendini peyleme gibi duygulardan nefret ettiği gibi, kendisi de, sorunun aydınlığa kavuşması kadar, irşadı esas ve dolayısıyla muhatabı dikkate alır. Yani, gerek soruyu soran, gerekse dinleyici konumunda bulunan diğer insanlar, sorunun aydınlatılmış olması kadar, cevaptan istifade etmeli ve onunla bir meselelerini çözmüş olmalı, ayrıca bu cevap, onların kalp hayatında bir tesir icra etmelidir. Bu bakımdan, cevap bazen, sorulan sorunun tam karşılığı olarak değil de, soruyu soranın ve diğer muhatapların en çok istifade edeceği şekilde gelebilir. Bunun yanısıra, Fethullah Gülen, çok defa bir sorudan hareketle muhataplara söylemek istediği bazı şeyleri söyler; bunlar, o soruyla doğrudan alâkalı olmayabilir; fakat cevapla bir mesaj verilmekte, bir hatırlatma yapılmakta, bir uyarıda bulunulmakta veya bir başka mesele çözülmektedir.
Fethullah Gülen, insanlarda gördüğü hataları hatırlatmak ve düzeltmek için daha çok ortaya konuşur ve bundan herkesin nasibini almasını arzular. Kişilerin hatalarını yüzlerine vurmaz. Fakat, hatasının yüzüne söylenmesinden memnun olacak, en azından rahatsız olmayacak insanlara, bunları usulünce söyleyebilir. Çok defa da, bu tür insanları, kendi ifadesiyle, “yazı tahtası” gibi kullanır; yani, sanki hatayı onlar yapmış gibi onları ikaz eder, fakat muhatabı başkadır. O muhatabın da, bu şekilde dersini almasını bekler. Daha önce de arz edildiği gibi, Gülen, bilhassa konuşmalarında telmih, istiare, kinaye, tevriye gibi sanatları çokça kullanır ve bu şekilde, hem söze farklı ve birden fazla manâyı, hem de fonksiyonu aynı anda yüklemiş olur. Dolayısıyla, onun üslubunu anlamayan veya kendisini ilk dinleyenlerin iltifat zannedecekleri bir sözle ikazda bulunurken, ikaz zannedecekleri bir sözle de iltifatta bulunuyor olabilir. Onun en ağır sözleri, “siz bilirsiniz; rehberim; siz, bunu benden daha iyi bilirsiniz; zaten sizin yanınızda benim bunlardan bahsetmem gerekmez” gibi ifadelerdir. Bunlar bilinmez ve anlaşılmazsa, sözleri zaman zaman dinleyiciler tarafından farklı yorumlanabilir. Bu konuda yanlıştan kaçınmak için, onun düşünce yapısını, bakış açısını, üslûbunu ve dilini en azından belli ölçülerde kavramış olmak gerekir.
Fethullah Gülen, konuşurken zaman zaman konuya uygun fıkralar da anlatır; zaman zaman lâtife yaptığı da olur. Fakat, kimse ile lâubali olmaz. Çok eskiden tanıştığı ve hemen hemen kendisiyle aynı yaşta bulunan Erdoğan Tüzün bey, Gülen 30 küsur yıl önce İzmir’de Kestanepazarı Kur’an Kursu’nda daracık tahta bir kulübede hayatını geçirirken 6 ay kadar yanında kaldığını, bu daracık kulübede yatağını ona verirken, kendisinin kapı önünde yattığını ve bu 6 aylık süre içinde, ikisi de genç birer insan oldukları halde, kendisiyle bir defa bile lâubali olmadığını hayret ve hayranlıkla anlatmıştı.
Fethullah Gülen, iyi niyet ve samimiyetle söylenmiş her sözü dinler; bir söz veya hareketten hoşlandığında ya dudaklarında, ya da yüzünde bir tebessüm belirir; duruma göre bazen de bir iltifatla mukabelede bulunur. Hoşlanmadığı söz karşısında, eğer bu sözde bilhassa yapmacıklık, riya ve kendini gösterme arzusu, ifade edilen fikir veya teklifte garaz varsa, bu defa yüzünde sanki bulutlanma olur.
Arkadaşlarına, eşyaya ve hatıralara karşı vefası
Fethullah Gülen, gerek arkadaşlarına, gerekse kullandığı eşyaya, kısa süreli bile olsa kaldığı yere, kısaca kendisiyle teması olan her şeye karşı vefalıdır. “Bir zaman bir yolculuk esnasında bir ağacın altında bir mola vermiş olsak, mola verdiğimiz aynı arkadaşlarla birlikte oradan yıllar sonra bile geçsek ve bu arkadaşlar, ‘burada bir zaman mola vermiştik’ diye hatırlamasalar gönül korum” der. Bunun gibi, bir zaman kaldığı bir yerin dekorunun bile değişmesini arzu etmez; oranın aynen korunmasını arzular. Gülen, birisinin kalbini kırdığını hissetse veya bir başka sebeple birisinin kalbinin kırıldığını anlasa, bunu kendine has ve her bir kişiye karşı nasıl yapmak gerekiyorsa o şekilde tamire çalışır.
Cömertliği ve hediyeleşmesi
Fethullah Gülen, oldukça cömerttir. “Ben, aile ve çevre itibariyle hep cömertlik adına kahramanlıkların sergilendiği bir zeminde yetiştim. Öyle ki, hayatımda âdeta hiç cimri tanımadım. Bir şeyi alıp saklayan insan olmadığım için de, verme deyince tir tir titreyen kimseleri veya mal biriktirip de infak etmeme gibi ruh haletinin ne olduğunu hiç anlayamadım. Cömertlik öyle bir haslettir ki, insan fasık dahi olsa, onun vesilesiyle Cennet’e girebilir. Cennet’e girmek için, Cennet yolunda olmak gerekir. İnsanı ona götürecek yollardan biri de cömertliktir” (Fasıldan Fasıla 3, 47–8) diyen Gülen’in, denebilir ki bir, en fazla iki takımdan fazla elbisesi olmaz. Fazla elbise, gömlek, çorap, kazak, pardesü gibi giyeceklerini hemen hediye eder. Bunun dışında, bir insanda beğendiği bir hâl, Allah yolunda hizmet adına ihlâs ve samimiyet temelinde bir başarı, duygu ve düşüncede bir iç açıcılık görse, o zaman da bunu farklı hediyelerle ödüllendirir. Gözlemlerim kadarıyla, verdiği her bir hediyenin ayrı bir manâsı vardır. Gülen, hediye verdiği gibi hediye de kabûl eder; verilen hediyeleri ise çok defa karşılıksız bırakmaz. Bunun gibi, kendisine gelen çok sayıdaki mektupları da cevapsız bırakmamaya çalışır.
Okuması ve edebiyatla münasebeti
Gülen, çok okuyan bir insandır. Ruhunun altedilmez görünen dertler ve ızdıraplarla çok dövülmediği zamanlarda günde ortalama 150-200 sayfa okur. Çocukluğunda Siyer, yani Peygamber Efendimiz’in hayatı ve Sahâbe menkı¬beleriyle başlayan okuma hayatı, sonraki yıllarda ilmî, fikrî, felsefî kitaplarla devam etmiş, bu arada Doğu klasiklerininin yanısıra, askerde bir komutanının tavsiyesi üzerine, hemen hemen önemli bütün Batı klasiklerini de okumuştur. O, Mevlâna, Sâdî, Hâfız, Molla Câmî, Firdevsî, Enverî gibi Doğu klasiklerinin üstadlarını nasıl okumuş ve tanıyorsa, Shakespeare’i, Balzac’ı, Voltaire’i, Rousseau’yu, Kant’ı, Zola’yı, Geothe’yi, Camus’yu, Sartre’ı da öyle tanır. Bunlardan başka, Bernard Russel’i, Pushkin’i, Tolstoy’u ve daha başkalarını da bilir. Yine, sohbet ve yazılarında zaman zaman Bacon’ın Mantık’ından Rus¬sel’in Nazarî Mantık’ına, Pascal’dan Hegel’in Diyalektiğine, Dante’nin İlahî Komedyasından Picasso’daki obje-suje ilişkisine kadar çok değişik referanslara atıflarda bulunur. Türk edebiyatından ise, Fuzuli, Baki, Nef’î, Şeyh Galip, Leyla Hanım gibi klasik edebiyatımızın devlerinin yanısıra, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Mehmet Akif Ersoy, Sezai Karakoç başta olmak üzere, Namık Kemal, Şinasi, Tevfik Fikret gibi bilhassa önde gelen şair ve yazarları iyi tanır. Fakat, Fethullah Gülen’in ana yoğunlaşma sahası İslâmî ilimler olduğundan, daha çok Kur’an’ın anlamı, tefsiri, belâğatı, nükteleri, hadis-i şerifler ve yorumları, Allah marifeti, kalp halleri ve İslâmî yaşantı üzerinde durur ve bu sahalarda sohbeti tercih eder. Bununla birlikte, başta edebiyat olmak üzere, musikî gibi güzel sanatlardan da hoşlandığı için, bu sahalarda da sohbeti sever.
Fethullah Gülen, başka işleri mani olmadığı sürece, hemen her gün değişik ilim dallarında insanlarla mütalâada bulunur, çalışır, okur. Bir Ramazan ayında, bazı arkadaşlarıyla, İslâm hadis külliyatının en genişi olan ve 46.000’den fazla hadis ihtiva eden Müttaki’l-Hindî’nin 16 ciltlik Kenzü’l-Ummâl’ini baştan sona mütalâa etmişlerdi. Bunun gibi, aynı yoğunlukta olmasa da, İslâm fıkhı, tefsir, tasavvuf ve belâğat külliyatının bazı önemli eserlerini de, bazılarını birkaç defa olmak üzere okumuş ve müzakere etmişlerdir.
Giyimi, hareketleri, yemesi, hastalıkları ve günlük hayatı
Fethullah Gülen, zevk-i selim sahibi bir insan olarak, temiz, düzgün ve güzel giyinir. Hemen her giydiğinin kendisine son derece yakıştığı görülür. Talebelik yıllarında iken de ütüsüz pantolon giymediğini, ütü bulamadığı zaman, akşam yatarken pantolonunu yatağının altına koyduğunu anlatır. Hattâ bir arkadaşının böyle davranmayı takvalı olmakla bağdaştıramaması karşısında, bunun sebebini halâ anlayamadığını söyler. Temiz ve düzgün giyindiği gibi, yüzünde hiçbir zaman dikkat çekici uzunlukta sakal bulunmaz; traşına önem verir. Bilhassa yürüyüşü kendine hastır. Dik yürür; adımlarını geniş ve uzun atar; kollarını tam aşağıda, fakat sağlam tutar ve fazla sallamaz. Hareketli, heyecanlı yapısı ve bilhassa her türlü problemi hemen çözmede gösterdiği hassasiyetten dolayı, kalp rahatsızlığının şimdiki seviyede olmadığı birkaç yıl öncesine kadar bazen merdivenleri ikişer-üçer çıktığı olurdu. Sağlığının elverdiği günlerde, merdivenleri birer birer çıkmaya tahammülü olmadığını söyler.
Fethullah Gülen, az yer; fakat şeker rahatsızlığından dolayı ara öğün alma mecburiyeti hisseder; fakat bu öğünde de yediği son derece azdır. Gülen, ken¬disinin de söylediği ve tanıyanlarının da ifade ettiği üzere, gençlik günlerinden beri çok fazla ilaç kullanmaktadır. Bir defasında, belki yapılmaması gereken bir dua olduğu, hattâ bu konuda çok itimat ettiği bir âlim-fâzıl zat ikaz da buyurduğu halde, gençliğinde, “Ya Rabbi, benim vücuduma öyle rahatsızlıklar ver ki, gençlik duygu ve arzularına vakit bulamayayım” diye dua ettiğini söylemişti. Denebilir ki, hemen bütün hastalıklar vücudunda yerleşmiş, her biri belli bir süre konuk kaldıktan sonra gitmiş, yerlerine başkaları gelmiştir. Genç¬liğinde, el, yüz ve ayakları dahil, bütün vücudunda yara tipi rahatsızlıklar meydana gelmiş, çok acı veren bu rahatsızlıkları Gülen, 15 yıla yakın bir süre çekmiştir.
Fethullah Gülen, askerde iken siroza dönüşen ciddî bir sarılık geçirmiş. Sindirim rahatsızlıkları, hayatının hiçbir döneminde eksik olmamış. Yine bir dönem, sağ bacağı tahammül edilmez derecede ağrılar yapmış. Bu rahatsızlığından da bir sohbet esnasında şöyle bahsetmişlerdi:
Ayağa kalkamıyor, hattâ oturamıyordum. Abdest alırken arkadaşlar yardım ediyorlardı. İzmir’de ortopedist bir doktor getirdiler. Çok sert ve mizacı ters bir adamdı. Muayene esnasında da sert davrandı ve canımı çok acıttı. Ameliyat gerektiğini söyledi. Fakat sertliği ve haşinliği çok canımı sıkmıştı. “Allah, beni sana muhtaç etmeyecek ve bu hastalığıma şifa verecek” dedim. Doktor da kızdı gitti. Bir başka gün de hastanede muayene ettiler. Çıktığımda, doktorların kendi aralarında konuşmalarını duydum. Ayağın kesilmesi gerektiğini söylüyorlardı. Önce içimden bir ürperti geçti. Sonra, Epiktetos gibi kendi kendime, “Fethullah, bugüne kadar iki ayağın vardı ve Allah’ın lûtfettiği bu iki ayağı kullanıyordun. Yâ Rabbi, bundan sonra Sana tek ayakla kulluk ederim. Sana hamdolsun!” dedim.
Hastaneden geldikten sonra, ağrıyan yerlerine bir süre zeytin yağı sürüyor, tavsiye edilen tedaviye devam ediyor ve bildikleri dualardan okuyorlar. Allah, o rahatsızlığına da şifa veriyor.
Gülen, şeker rahatsızlığını 12 Eylül sürecinde hissediyor. Kalp rahatsız¬lıkları da aynı dönemde ortaya çıkıyor. Şu son dönemde, bu rahatsızlıklarının bir komplikasyonu olarak bilhassa sağ kolunda şiddetli ağrılar, parmak mafsallarında şişme oluyor. Bu sebeple, parmaklarını tam olarak bükemedikleri için, ellerini kullanmada ızdırap çekiyorlar.
Fethullah Gülen’in bir diğer tipik ve kronik rahatsızlığı, çok fazla terlemesidir. 4 rekatlık bir namaz, yatağını düzeltme, hafif bir hareket, onun ter içinde kalmasına yeter. Bilhassa çok ağır geçen grip rahatsızlıklarında, çok fazla ter atar. Bir gecede – ki, onun belki ancak yarım saatinde uyuyabildiği uyku süresi ancak 2 saat kadardır – defalarca atlet değiştirdiği olur. Yine çok tipik bir vakıa olarak, vücudunun üst yanı böylesine terlerken, alt tarafı da alabildiğine üşür. Ayaklarına, cereyanla ısıtılan çoraplardan giydiği, üzerine battaniye sardığı ve bu şekilde yatağa girdiği halde, bir türlü ısınamadığını söyler.
Fethullah Gülen, şeker, tansiyon ve kalp rahatsızlıklarının arttığı son zamanlara kadar, kendi yemek ve çamaşırı gibi, misafirlerine yemeği de elleriyle yapardı. Çocukluğunda ev işlerinde, süt sağmaya varıncaya kadar annesine yardım etmekten ve daha sonra yalnız kalmak, İzmir’de ilk yıllarında Kestanepazarı Kur’ân Kursu’nda hem öğretmen, hem belletici olarak çalışmak gibi hayatının belli hususiyetlerinden gelen bir maharetle çok güzel yemekler yapar. Patatesten 10 çeşit yemek yaptığını söyler.
Fethullah Gülen, çoğu geceler hemen hemen hiç uyuyamaz. Bilhassa bu yalnızlık anlarında, gönül verdiği ve varlığını adadığı gayesi yolunda karşısına çıkan problemler, ülkesinin ve insanlığın dertleri, başka insanlardan kendisine ulaştırılan hususi meseleler, bazılarında görüp hissettiği ama onlardan beklemediği ve İslâm’a, Allah’la münasebete yakıştıramadığı söz, tavır ve davranışlar, onu gecelerde daha çok rahatsız eder. Bir de, yukarıda ifade edildiği gibi, sürekli terlemesine yol açan hastalıkları, onu bilhassa geceleri hiç yalnız ve rahat bırakmaz. Bütün bunlara rağmen, sabrı ve tahammülü hayret verici derecededir. Sabah namazından sonra bazen istirahate çekilse de, bazen kitap okur, konu müzakere eder ve bu şekilde öğleye kadar istirahat etmediği olur.
Fethullah Gülen, bu çağın, insanlar arasında da, kendi başına da derin bir yalnızlık ve sükût içinde kendi kaderini yaşayan garibidir. Hakkında, benim için objektif ama başkalarına subjektif gelecek ve yanlış anlamalara yol açabilecek gözlemlerimi kendimde tutarak, bu bahsi de burada kapamamız gerekiyor.
FETHULLAH GÜLEN’İN YILLARA YAYILAN HAYATI
• Fethullah Gülen, resmî nüfus kaydına göre 27 Nisan 1941’de, Erzurum ili, Hasankale (Pasinler) ilçesi, Korucuk köyünde dünyaya geldi.
• 1949 yılında ailesinin Alvar köyüne taşınmasıyla ilkokulu bırakmak zorunda kaldı ve daha sonra dışarıdan tamamladı.
• 1951 yılında hafızlığını bitirdi.
• 1952 yılında, Alvar ile Hasankale arasındaki 7 km’lik yolu her gün yaya kat ederek, Hacı Sıtkı efendiden tecvit (usul ve kaideleriyle Kur’an okuma) dersleri aldı.
• 1954 yılında babaannesi Munise hanım ve büyükbabası Şamil ağa birer saat arayla vefat etti. Fethullah Gülen, aynı yıl Muhammed Lutfi efendinin oğlu Sadi efendiden Arapça okudu.
• 1956 yılında Muhammed Lutfi efendi vefat etti.
• 1957 yılında Amasya, Tokat ve Sivas taraflarında vaazlar verdi.
• 1959 yılında Edirne Üç Şerefeli Camii’nde imamlığa başladı.
• 10 Kasım 1961 günü Ankara Mamak’ta askerlik görevine başladı. Acemi eğitim dönemini burada tamamladıktan sonra İskenderun’a geçti. Burada hastalandı ve hava değişimiyle, 4 yıl önce ayrıldığı Erzurum’a döndü.
• 1963 yılında askerliğini tamamladı. Aynı yıl Erzurum’da konferans verdi.
• 4 Temmuz 1964 günü Edirne’de yeniden göreve başladı.
• 31 Temmuz 1965’te Kırklareli merkez vaizliğine tayin edildi.
• 11 Mart 1966 günü İzmir merkez vaizliğine tayin edildi. Bundan ayrı olarak, Kestanepazarı Derneği Kur’an kursunda gönüllü öğreticilik ve belletmenlik yapmaya da başladı.
• 1968 yılında Diyanet görevlisi olarak hacca gitti.
• 1969 yılında kahvehane sohbetlerine başladı ve Ege Bölgesi’nin çeşitli il ve ilçelerinde vaazlar verdi.
• 1971 yılında Kestanepazarı Kur’an Kursu’ndaki görevinden ayrıldı. 12 Mart Muhtırası’nın ardından 3 Mayıs günü tutuklandı. 6 ayı aşkın bir süre tutuklu kaldıktan sonra 9 Kasım günü tahliye edildi.
• 23 Şubat 1972’de Edremit merkez vaizliğine tayin edildi. Burada 2 yıl görev yaptı.
• 29 Haziran 1974’te Manisa merkez vaizliğine tayin edildi.
• 20 Eylül 1974 günü, babası Ramiz efendi vefat etti.
• 1975 yılında Kur’an ve İlim, Darwinizm, Altın Nesil, İçtimaî Adalet ve Nübüvvet isimli konferanslar serisine başladı ve 1976 yılında da devam eden bu konferanslar münasebetiyle İzmir dışında Ankara, Çorum, Malatya, Diyarbakır, Konya, Antalya, Aydın gibi illeri ziyaret etti.
• 28 Eylül 1976’da İzmir Bornova’ya tayin edildi.
• 1977 yılında görevli olarak Almanya’ya gitti ve burada çeşitli yerlerde konuşmalar yaptı.
• 1979 yılında aylık Sızıntı dergisinde yazılar yazmaya başladı.
• 12 Eylül 1980 askerî müdahalesinin ardından görevini fiili olarak sürdürme imkânı bulamadı.
• 25 Kasım 1980’de Çanakkale merkez vaizliğine tayin edildi ise de, rahatsızlığı yüzünden görevine başlayamadı.
• 20 Mart 1981 tarihinde vaizlik görevinden istifa etti.
• 14 Ocak 1986 günü, hakkında arama emri olduğu gerekçesiyle Burdur’da yakalandı. Uzun bir sorgulamadan sonra İzmir’e getirildi. Arama emrinin İzmir’le de bir alâkası olmadığı anlaşılınca serbest bırakıldı.
• Aynı yıl hacca gitti. Diyarbakır’da Mehmet Özyurt davasıyla irtibatlandırılarak hakkında tahdit konuldu. Dostlarının Medine’de ikameti için yaptıkları ısrarlı teklifleri reddetti. Her halükârda, yakalanıp teslim olmaksızın Türkiye’ye gelip suçsuzluğunu ortaya koymak maksadıyla, Suriye üzerinden ve binbir çile ve zahmetle sınırdan geçerek Kilis’e ulaştı. Buradan İzmir’e geçti ve Sıkıyönetim komutanlığına teslim oldu. Suçsuz bulunarak, serbest bırakıldı.
• 1989 yılında, Üsküdar Valide Sultan Camii’nde Cuma günleri tam 1 yıl (52 hafta) süreyle vaaz verdi ve bu vaazlarında bütün yönleriyle Peygamber Efendimiz’i ve O’nun sünnetini anlattı. Bu vaazlar, daha sonra Sonsuz Nur adıyla 3 cilt halinde kitaplaştırıldı.
• 1990-1992 yıllarında İstanbul, İzmir ve birer defa da Ankara ve Erzurum’da olmak üzere, daha çok ayda bir Pazar günleri fahrî olarak vaaz etti.
• 29.06.1994 günü, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın Polat Renaissance Otel’de gerçekleştirriği açılış toplantısına katıldı ve pek çok gazeteci, yazar, sanatçı, bilim, siyaset ve işadamının katıldığı bu toplantıda yaptığı konuşma dikkatleri birden üzerine çekti. Bu açılış ve Gülen’in konuşması, medyada çok geniş ve tamamen müspet değerlendirmelerle yer aldı.
• 1994 yılı Aralık ayı başında Başbakan Tansu Çiller’le bir araya geldi. Görüşme, medyada büyük yankı uyandırdı. Takip eden yıllarda yine Çiller’le ve ayrıca Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz, CHP Genel Başkanı olduğu dönemde Hikmet Çetin ile görüşmeleri oldu.
• 1995 yılı Ocak ayında, Hürriyet ve Sabah gazetelerinde ilk dizi röportajları yayınlandı.
• 1995, 1996, 1997 ve 1998 yıllarında Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın düzenlediği Ramazan’da iftar yemekleri, Mutlu Yarınlar İçin El Ele gibi faaliyetlere ve Hoşgörü, Uzlaşmaya Teşvik Ödülleri gibi ödül törenlerine ve bayramlaşma merasimlerine katıldı.
• Aynı yıllar içinde, hem dinler mensupları arasında diyalog faaliyetleri hem de karşılıklı insanî dostluk ziyaretleri çerçevesinde defalarca, Türkiye Katolik Cemaatleri Ruhani Reisler Kurulu Başkanı Monsenyör Georges Marovitch, Vatikan Ankara Büyükelçisi Pier Luigi Celata, İstanbul Fener-Rum Patriği Bartholomeos, Ermeni Cemaati lideri müteveffa Karakin ve şu andaki lideri Mesrof Mutafyan, Süryani Katolik Cemaati Patrik Vekili Episkopos Yusuf Sağ, Süryani Kadim Metropoliti Yusuf Çetin ve Huriepiskopos Samuel Akdemir, Musevi Cemaati Yöneticileri ve İstanbul Hahambaşısı David Aseo ile zaman zaman bir araya geldi.
• 11 Haziran–30 Eylül 1997 tarihleri arasında ABD’de bulunduğu sırada New York Roma Katolik Arşidükü ve New York Başpiskoposu Kardinal John O’Connor ve yardımcısı Alex ile, ayrıca Musevilere ait Anti-Defamation League’in o zamanki lideri Leon Levy ve arkadaşları Amerika Katolik Üniversitesi Doğu Hıristiyanlığı Araştırmaları Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sidney Griffith ile görüştü.
• 09.02.1998 tarihinde Vatikan’da Papa John Paul II ile tarihî bir görüşme yaptı; burada ayrıca, Kardinal Arenzi ve Kardinaller Meclisi’ne nezaket ziyaretinde bulundu. Bu ziyaret, medyada uzun bir süre gündemde kalarak, haber ve yorumlara konu oldu.
• 19.02.1998 günü Dünya Kiliseler Birliği yöneticileri ve aynı tarihlerde, Anti-Defamation Leagu eski başkanı Leon Levy, birkaç arkadaşıyla birlikte kendisini İstanbul’da ziyaret ettiler.
• 25 Şubat 1998 günü Kudüs Sefared Hahambaşısı Eliyahu Bakhsı Doron’la, İstanbul Taksim’de Gazeteciler ve Yazarlar Birliği merkez binasında, 9 Mart 1998 tarihinde ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği Kültürlerarası Diyalog toplantısına katılan bilim adamları ve ruhanilerle bir araya geldi.
• Fethullah Gülen’le pek çok yerli ve yabancı gazeteci ve TV muhabiri röportajlarda bulundu:
• Sabah Gazetesi’nden Nuriye Akman’ın röportajı, 23-30.01.1995 tarihlerinde Sabah’ta,
• Hürriyet Gazetesi’nden Ertuğrul Özkök’ün röportajı, 23-30.01.1995 tarihlerinde Hürriyet’te,
• Zaman Gazetesi’nden Eyüp Can’ın röportajı , Ağustos 1995 tarihinde Zaman’da,
• Cumhuriyet Gazetesi’nden Oral Çalışlar’ın röportajı, 20-26 Ağustos 1995’te Cumhuriyet’te,
• Sabah Gazetesi’nden Hulusi Turgut’un röportajı, 23-31 Ocak 1997 tarihinde Sabah’ta yayınlandı.
Nevval Sevindi ve Eyüp Can, yapmış oldukları röportajları kitaplaştırmışlardır. Sevindi’nin kitabı Sabah Gazetesi yayınlarınca, Can’ın kitabı ise Milliyet Gazetesi Yayınlarınca kitap haline getirilmiş ve her iki kitap da 100.000 civarında satmıştır. Nevval Sevindi, röportajını 2002 yılında tekrar yayınlamıştır.
• Bunlardan ayrı olarak, Amerika’da öğretim üyesi olarak bulunan Hakan Yavuz’un Fethullah Gülen ile yaptığı röportaj Milliyet Gazetesi’nin Entelektüel bakış köşesinde 3 gün süreyle yayınlandı.
• Ayrıca yine Milliyet Gazetesi’nden Yasemin Çongar’ın ABD’de gerçekleştirdiği röportaj 1997 Ağustos ayı içinde Milliyet’te;
• Aynı gazeteden Özcan Ünlü’nün röportajı da yine aynı gazetede mart 1998 içinde geniş olarak yayınlandı.
• 03.07.1995 akşamı Reha Muhtar ile devletin resmi kanalı TRT 1’de,
• 29.03.1997 akşamı Samanyolu TV’de Prof. Dr. Mim Kemal Öke ve Osman Özsoy ile,
• 15.04.1997 akşamı, Kanal D Televizyonunda Yalçın Doğan ile,
• 27.02.1998 tarihinde NTV’de Cengiz Çandar ve Taha Akyol ile canlı röportaj yaparken,
• SHOW TV adına 32. gün ekibinden Mehmet Ali Birand ve Rıdvan Akar, 1998 başlarında gerçekleştirdikleri röportajları birer hafta aralıkla iki program halinde yayınladılar ve ayrıca CD Rom halinde piyasaya arzettiler.
• Pek çok yabancı gazeteci ve televizyon ekibi de Fethullah Gülen’le röportajlar yapıp, bunları kendi gazete ve televizyonlarında geniş olarak yayınladılar. Wall Street Journal gazetesi bölge muhabirinin yaptığı röportaj, bu gazetenin Avrupa baskısında tam sayfa yer aldı. Ayrıca, Avusturyalı gazeteci, Vatikan radyosunda programcı Heinz Gstrein, Yunanistan’da yayınlanan Eleftheropitia gazetesinden Simeon Soltaridis, Arnavutluk’ta yayınlanan Rilindja Demokratika gazetesinden Edi Polko ve Albania gazetesinden Enver Bytci, Rilindjia Kosova gazetesinden Mehmed Giata ve bunlardan ayrı olarak, Bulgaristan, Ukrayna, Azerbaycan, Özbekistan, Gürcistan, Rusya, Kazakistan’dan resmî ve özel televizyon kanalları ve gazetelerinden bazıları da röportajlar yapıp, bunları yayınladılar. Ayrıca, Time adına bölge muhabiri James Wilde ve Le Monde adına Nicole Pope, Fethullah Gülen’le görüştüler.
FETHULLAH GÜLEN VE KAMUOYU
Fethullah Gülen hakkında toplumun hemen her kesiminin görüş ve düşünceleri medyaya yansıdı. Uçlarda yer alan marjinal bir kesim, zaman zaman asılsız suçlamalarda bulundu ise de, bu görüş ve düşüncelerin çok büyük çoğunluğu daima ve kesinlikle olumlu oldu:
• Siyasetçilerden, Cumhurbaşkanı sayın Süleyman Demirel başta olmak üzere, başbakanlık yapmış bulunan DYP genel başkanı sayın Tansu Çiller, yine önceki başbakanlardan ve ANAP genel başkanı sayın Mesut Yılmaz, Türk siyasetinin en meşhur ve tecrübeli isimlerinden Demok¬ratik Sol Parti genel başkanı ve halen başbakan olan sayın Bülent Ecevit, CHP genel başkanı sayın Deniz Baykal ve daha önceki genel başkanı sayın Hikmet Çetin, Demokratik Türkiye Partisi eski genel başkanı sayın Hüsamettin Cindoruk, Milliyetçi Hareket Partisi kurucusu ve ilk genel başkanı Alparslan Türkeş, şu andaki başkanı sayın Devlet Bahçeli, Büyük Birlik Partisi genel başkanı sayın Muhsin Yazıcıoğlu, daima Gülen hakkında iyi düşüncelerini her fırsatta dile getirdiler. Ayrıca her partiden çok sayıda bakan ve milletvekili de, değişik münasebetlerle Gülen hakkında desteklerini ifade ettiler.
• Prof. Dr. Toktamış Ateş, Prof. Dr. Nur Vergin, Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay, Prof. Dr. Nilüfer Göle, Prof. Dr. Şerif Mardin, Prof. Dr. Ümit Meriç Yazan, Prof. Dr. Halil İnalcık, Prof. Dr. İhsan Doğramacı, Prof. Dr. Mehmet Aydın, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Prof. Dr. Mehmet Altan, Prof. Dr. Sabahattin Zaim, Prof. Dr. Niyazi Öktem, Prof. Dr. Suat Yıldırım, Prof. Dr. Kemal Karpat, Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre, Prof. Dr. Zeki Kuşoğlu, Prof. Dr. Mehmet Saray, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Prof. Dr. İzzettin Doğan, Doç. Dr. Büşra Ersanlı, Doç. Dr. Ali Bayramoğlu, Doç. Dr. Ahmet Turan Alkan ve daha onlarca bilim adamı, Fethullah Gülen hakkında yazılı ve sözlü olarak sürekli takdirkâr düşüncelerini dile getirdiler ve kendisiyle çeşitli vesilelerle bir araya geldiler.
• Ordu mensuplarından, muvazzaf iken, Kara Kuvvetleri Komutanı orgeneral Hikmet Bayar, emekli kuvvet veya ordu, kolordu vb. komu¬tanlarından Kenan Evren, Halis Burhan, Vural Bayazıt, eski MİT başkanı Fuat Doğu, Orhan Ateş ve daha pek çok general, albay ve daha başka rütbelerde subaylar, ya Fethullah Gülen ile husûsî dostluk kurdular, ya Gülen hakkında olumlu düşüncelerini dile getirdiler veya kendisiyle mektup veya tebrik teatisinde bulundular.
• Sanatçılardan çok sayıda kimse, meselâ, meşhur film yıldızları Cüneyt Arkın, Hülya Koçyiğit, Perihan Savaş, Bulut Aras, Fatma Belgen, Tanju Gürsu; ses sanatçılarından Selda Alkor, Necla Akben, Emel Sayın, Ali Rıza Binboğa, İzzet Altınmeşe, Prof. Dr. Alâeddin Yavaşça, Yıldırım Gürses, Barış Manço, Cem Karaca, film yapımcılarından Halit Refiğ, Lütfi Akat; sanat eleştirmenleri Ayşe Şasa, Ailla Dorsay...
• İşadamlarından Aydın Bolak, Ahmet Çalık, Cengiz Kaptanoğlu, Şadan Kalkavan, İhsan Kalkavan, Atasay Kamer, Cihan Kamer, Engin Elgin¬kan, Sema Cıngıllıoğlu, Sakıp Sabancı, Aydın Doğan, Üzeyir Garih, İshak Alaton, Rahmi Koç, Fuat Miras ve daha pek çok isim;
• Spor dünyasından, Fenerbahçe kulübü eski başkanı ve iş adamı Ali Şen, Galatasaray kulübünün eski ve yeni futbol şubesi sorumluları, işadamı Adnan Polat ve Ergun Gürsoy, Galatasaray ve Beşiktaş gibi kulüplerden pek çok futbolcu, basketbolcu...
• Medyadan çok sayıda isim: meselâ, Taha Akyol, Yalçın Doğan, Derya Sazak, Şeref Oğuz, Doç. Dr. Şahin Alpay, Ertuğrul Özkök, Oktay Ekşi, Bekir Coşkun, merhum Yavuz Gökmen, Hadi Uluengin, Cengiz Çandar, Zeynep Göğüş, Güngör Mengi, Yavuz Donat, Nuriye Akman, Zülfü Livaneli, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand, Ali Bayramoğlu, Nevval Sevindi, Mehmet Altan, Ali Acar, Etyen Mahçupyan, Avni Özgürel, Nazlı Ilıcak, Mehmet Ali Ilıcak, Şakir Süter, Memduh Bayraktaroğlu, Meriç Köyatası, Ahmet Tezcan, merhum Cenk Koray, İzzet Sedes, Rıza Zelyut, merhum Prof. Dr. Ayhan Songar, merhum Ahmet Kabaklı, Ayhan Katırcıkara, Mehmet Ocaktan, Mustafa Karaalioğlu, Ali Bulaç, Süleyman Yağız, Ömer Çavuşoğlu, Vehbi Dinçcan ve daha pek çok gazeteci ve televizyon programcısı, Fethullah Gülen hakkında daima olumlu düşüncelerini dile getirdiler.
Fethullah Gülen, 1999 yılı Ocak ayı içinde ABD Mayo Clinic’ten 22 Mart 1999 günü için alınan randevu gereği, 21 Mart 1999 tarihinde Türkiye’den ayrıldı ve 22 Mart-26 Mart günleri bu klinikte muayene olup, check-up yaptırdı. Gülen, doktorlarının öyle uygun görmesiyle, o tarihten bu yana ABD’de kalmaktadır.
1941 Doğum Yılı:
Fethullah Gülen, resmî nüfus kaydına göre 27 Nisan 1941'de, Erzurum ili, Hasankale (Pasinler) ilçesi, Korucuk köyünde dünyaya geldi. 1945 Kur'an Öğrenmeye Başladı
Annesinden 4 yaşında Kur'an öğrenmeye başladı ve kısa zamanda Kur'an'ı hatmetti.
"Benim ilk Kur'an hocam validemdir. Kendi anlattığına göre bana dört yaşımda Kur'an okumayı öğretmiş. Bir ay içinde de hatmettiğimi söyler. Ben, hatmettiğimi hatırlamıyorum. Ancak bütün köylüye yemek verdiler. Birisi de bana "Senin düğünün oluyor" dedi. Utandım, ağladım." 1946 İlkokula Başladı
"O sıralarda köyümüzde ilkokul yoktu. Şu anda da mevcut olan caminin bitişiğindeki medreseyi, sınıf olarak kullandılar. Gündüzleri çocuklara, geceleri de yaşlı erkek ve kadınlara orada okuma-yazma öğretiyorlardı. O yaşlı başlı insanların durumunu pencereden seyreder gülerdim. Bana halleri çok tuhaf gelirdi. Yaşım tutmadığı için ilk sene beni okula almadılar. Okula gittiğimde yaşım yine tutmuyordu; fakat devam ettim. İki veya üç sene okula gittim." 1949 İlkokul Günleri ve Yarıda Kalan Eğitim
Babasının 1949 yılında Alvar Köyü'ne imam olması ve ailesinin oraya taşınması nedeniyle ilkokulu bırakmak zorunda kaldı ve daha sonra dışarıdan tamamladı.
"İki buçuk sene kadar okuduktan sonra okuldan ayrıldım. Babam, İmam olarak Alvar'a gittiği için biz de ailece oraya taşındık. Bir daha da okula gitmedim. Bir ara Korucuk'a gelmiştim. Bu kadın öğretmen beni görmüş ve "Ben seni dördüncü sınıfa geçirdim" demişti. Fakat onun bu jesti de fayda etmedi. Okula gitmedim. İlkokulu daha sonra, Erzurum'da dıştan imtihanla bitirdim."
1951 Hafızlık Çalışmaları
Babası Ramiz Hocaefendi'den Arapça dersler aldı ve hafızlığını tamamladı.
"Ev işlerinden ve hayvanları gütmekten vakit bulabildiğim ölçüde ezber yapabiliyordum. Buna rağmen iyi çalıştığım günler yarım cüz kadar ezberleyebiliyordum. Zaten yazın vakit bulmam mümkün değildi. O kış hıfzımı tamamladım." (Küçük Dünyam)
"Ben şahsen hafızım ve hayatımda iki defe hafızlık yapanlardanım. Bir, on küsur yaşlarındayken babam yaptırmıştı. Bazı sebeplerden ötürü üzerinde duramadığımdan tamamen unutmuştum. Daha sonra 1980'lerde tekrar dört ayda hafız oldum. Fakat kemâl-i samimiyetle söylemeliyim ki, onu her okuyuşta yeni yeni ufuklar, yeni yeni kıtalar keşfediyor gibi oldum. Ona gönlünü veren herkesin de aynı şekilde düşündüğünü zannediyorum. Elverir ki, mânâya âşina olarak ondaki ilâhi maksatlar takip edilebilsin ve biraz da –daha önce de bahsettiğim gibi- konsantrasyon içinde ciddî bir biçimde okunsun. (Prizma-4, Kasım 2003)" 1955 Erzurum'daki Talebelik Günleri
Kurşunlu Camii Medresesindeki Sadi Efendi'nin yanından ayrıldı ve Kemhan Camii yanındaki medresede 6 ay kadar okudu. Oradan da ayrıldı ve Taşmescid'e gitti. Metruk haldeki Ahmediye Camii'nde kendi imkanlarıyla bir oda hazırlayarak Zinnur adında bir arkadaşıyla oraya yerleştiler. Burada Osman Bektaş Hoca'dan ders almaya başladı.Edirne'ye gidinceye kadar hep burada kaldı.
"Sadi Efendi ile aramızda bir ara huzursuzluk oldu neticede, medreseden ayrılmaktan başka çarem kalmadı. " Sadi Efendi'nin yanından ayrılınca Kemhan Caminin yanındaki medreseye gittim. Zaten eşya olarak sadece bir sandığım vardı. Bu medresede beş-altı arkadaş kalıyorduk. Eğer birinin misafiri gelirse, yatacak yerimiz kalmazdı.
Sadi Efendinin yanından ayrılınca Osman Bektaş Hocanın yanına gittim. Osman Hoca fıkıhta hakikaten üstattı. Zaten müftülüğe bir müstefti (fetva sormak isteyen) gelirse, o sırada müftü olan Sadık Efendi kapıcıyı gönderir ve Osman Hoca'yı müftülüğe çağırırdı. Meşguliyeti fazla olan bir insandı. İmkanları da iyiydi.Osman Hoca beni izhardan başlattı. Bir iki ders okuduktan sonra "Molla Fethullah! Seni bu derslerle meşgul etmeyelim. Sen de Cami oku" dedi." 1957 Risale-i Nurlarla tanışma
Erzurum'da talebelik yıllarında Bediüzzaman'ın yanından gelen Muzaffer Arslan'ın sohbetlerine katılması üzerine risaleleri tanır ve bir daha da sohbetlere katılmaktan geri kalmaz. Ramazan vesilesiyle Amasya, Tokat ve Sivas taraflarını dolaşarak vaazlar verdi ve sohbetler yaptı.
"Kırkıncı Hoca, bana, Selahattin ve Hatem'e Bediüzzaman Hazretlerinin yanından birisi gelmiş, akşam sohbet yapacak, oraya gidelim" dedi. Teklifini hemen kabul ettik. Çünkü, Bediüzzaman'ın yanında bulunmuş bir insanı ilk defa görecektik. Bu da bizim için çok cazip ve orijinal bir hadiseydi.
Mehmet Şergil'in terzi dükkanına geldik. Burası, iki kilimden biraz daha genişçeydi. İlk gece veya ikinci gece orada bulunanlardan aklımda kalan isimlerden bazıları, Mehmet Şevket Eygi, Esat Keşafoğlu ve Osman Demirci'dir. Şevket Eygi, yedek subaylık yapıyordu. Esad Keşafoğlu ise o sırada üsteğmendi. Bediüzzaman Hazretleri, Muzaffer Arslan'a "şark'ı bir dolaş gel" demiş o da Sivas, Erzincan ve Erzurum'u dolaşmaya gelmişti. 15 gün kadar Erzurum'da kaldı. İlk gece Hücumat-ı Sitte okundu. Ertesi gün Beşinci Şua'dan ders yapıldı. Bizimle gelen mollalardan bazıları, oradaki tevillere itiraz ettiler ve bir daha gelmediler. Fakat anlatılanlar beni iyice sarmıştı. Bilhassa Muzaffer Arslan'ın bir sahabe hayatı yaşaması, sadeliği ve samimiyeti bana çok tesir etti. Ben zaten sahabe aşığı bir insandım. Onu görünce, işte aradığım insanları buldum, dedim ve bir daha da ayrılmayı düşünmedim.
Muzaffer Arslan'ın pantolonunun iki dizi de yamalıydı. Ceketi de işte ona göreydi. Tabii ki bu sadelik bana apayrı duygular ilham ediyordu. Ayrıca ibadette derinlik vardı. Namaz kılışları, dua edişleri bana bambaşka görünmüştü. Derse gelip gidenlerden Çiğdem Bakkalı'nın sahibi bir Zeki Efendi vardı. Onun dua edişi de çok hoşuma giderdi. Yürekten dua etmesine bayılırdım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum; fakat kısa bir müddet zannediyorum. Üstad'dan Erzurum'a bir mektup geldi. "Mektup kime hitaben yazılmıştı? Üstad bu mektubu kime dikte ettirmişti?" hatırlamıyorum. Fakat selam gönderdiği isimler vardı. Sonunda da Fethullah ile Hatem'e de selam deniyordu. Ben adımın zikredildiğini duyunca ayaklarım yerden kesildi zannettim; o kadar sevinmiştim. Hayatımda o derece sevindiğim çok az vakidir. Şimdi o mektup nerdedir, kimdedir, onu da bilmiyorum. Ancak bu bana yetmişti. Sohbetlere gitmeyi bir daha terk etmedim."
1959 Erzurum'dan Edirne'ye Gitti
Erzurum'dan ayrılarak Edirne'ye gitti. Edirne'de Hüseyin Top hocanın yardımıyla çevre edindi. Girdiği imtihanları kazandı, ancak askerliğini henüz yapmadığı için 6 Ağustos 1959'da resmen Üçşerefeli Cami ikinci imamlığına tayin edildi. İki buçuk sene Üçşerefeli Cami'nin bir penceresinde kaldı.
1962 Askerlik Günleri ve Hava Değişimi
Acemi eğitim dönemini Ankara Mamak'ta tamamladıktan sonra dağıtım yeri İskenderun'a çıktı. Burada hastalandı ve hava değişimiyle, 4 yıl önce ayrıldığı Erzurum'a gitti. Hava değişimi sırasında Erzurum'daki camilerde vaaz verdi. Usta erlik dönemini İskenderun'da geçiren Fethullah Gülen burada vaazlar verdi. Bir vaazı bahane edilerek mahkemeye sevk edildi. Yeni İstiklal Gazetesi olayı manşetten duyurdu. Mahkemece aklandı. Ancak disiplin cezası olarak 10 gün askeri hapishanede yattı. Hastalandı. Rapor alarak tebdil-i hava için Erzurum'a geldi. Askerliğinin bitmesine 34 gün kala terhis edildi. 1964-1966 Yeniden Edirne'ye Dönüş,Kırklareli ve İzmir'e Tayin
Askerden sonra yaklaşık 1 sene Erzurum'da kaldı. Daha sonra yeniden Edirne'ye döndü ve 4 Temmuz 1964 günü Dar'ül Hadis camiinde Kur'an Kursu öğretmeni ve fahri imam olarak göreve başladı.Şimdi Profesör olan Suat Yıldırım o zamanlar Edirne müftüsü oldu. Bir ev tutup beraberce kaldılar. Darulhadis Camii'nin imam odasında özel sohbetler başlattı.Edirne'de 1 yıl geçmişti.Kırklareli'ne tayin istedi ve 31 Temmuz 1965'te Kırklareli merkez vaizliğine tayin edildi.1966'da İzmir merkez vaizliğine tayin edildi. Bundan ayrı olarak, Kestanepazarı Derneği Kur'an kursunda gönüllü öğreticilik ve belletmenlik yapmaya da başladı.
18.02.1968 İlk Kez Hacca Gitti
İzmir Kestanepazarı Kur’an Kursunda hocalık yaparken Diyanet İşleri Başkan Vekili Lütfü Doğan kendisini telefonla arayarak Diyanet Görevlisi olarak hacca gönderileceği söyleyince o sene ilk kez hacca gitti. 1968 Yılı Kurban ve Hac mevsimi Mart ayının 10’unda idi. Fethullah Gülen’in hacca gidişi ile ilgili haber 19 Şubat 1968 tarihli İttihad gazetesinde yer aldı.
Kabe’ye Doğru
Kurban bayramının yaklaşması münasebetiyle bütün İslâm âleminden Hicaz’a Müslümanlar akın akın gitmekte ve Hac farizelerini ifâ için Mekke-i Mükerreme’de toplanmaya başlamış bulunmaktadırlar. Geçen yıllara nazaran Türkiye’den Hicaz’a gidenlerin sayıları bu yıl bir hayli arttığı gibi, hacı namzetlerini uğurlamak için onbinlerce Müslüman yollara dökülmekte ve tekbir sesleri arasında kafileler-otobüslerle mukaddes beldelere hareket etmektedir. Diyanet İşleri Riyaseti ise, Türkiye’den giden hacı namzetlerinin dini feraizi noksansız ifâ etmelerini temin için Hicaz’a temsilciler göndermiştir. Resimde, Diyanet Riyaseti tarafından Hicaz’a gönderilen İzmir Merkez Vaizi Fethullah Gülen Hoca, kendisini uğurlayan İzmirlilerle birlikte görülüyor. Hocaefendi’nin Diyanet tarafından Hacca vazifeli olarak gönderilmesi İttihad Gazetesi’nde bu şekilde yer almıştı. (İttihad Gazetesi, 19 Şubat 1968) 1971 12 Mart Muhtırası'na Doğru Kestanepazarı'ndan Ayrıldı
1971 yılında 12 Mart Muhtırası'ndan önce Kestanepazarı Kur'an Kursu'ndaki görevinden ayrıldı.
03.05.1971 Tevkif Edildi
"Doktor Bey'e "Bizim eve gidelim" dedim. Yolda yine bir köpeğe çarptık. Ben, "Bizi evde bekliyorlar, herhalde" dedim. Eve girdiğimde siyasî polislerin bütün eşyaları didik didik edip evin ortasına yığdıklarını gördüm.. Ben içeriye girince polisler "Hoş geldin" dediler. Aramaya devam ettiler.
Görevlilere "Geç kalır mıyım? Bir şeyler yiyeyim mi?" dedim. Gayem hem biraz açlığımı yatıştırmak hem de esas niyetlerini öğrenmekti. Bana "karnını doyur. Ne zaman döneceğin belli olmaz" dediler. Bir iki lokma pilavdan aldım. Biraz sonra Tepecik inzibat merkezine götürülmek üzere yola çıktık.
09.11.1971 Tahliye Oldu
"Nihayet 7. ayın içinde son bir kere daha mahkemeye çıkarıldık. Avukatımız üç aydan beri tekrar edip durduğu tahliye talebimizi ümitli bir eda ile mahkeme heyetine bir kez daha arz etti. O esnada, birden bire alışmadığımız bir şey oldu. O güne kadar, elli defa tahliye talebimize bıkmadan usanmadan elli defa "tutukluluklarına" diyen mahkeme heyetine, savcı, ayağa kalktı ve "Nasıl olsa birilerini -Av. Bekir Bey'i kastediyordu- bırakınız; bunları da bırakın gitsinler" dedi. Hem şaşırmış hem de çok sevinmiştik." 20.09.1974 Babası Ramiz Efendi Vefat Etti
Ramazan ayının üçüncü günü, babası Ramiz efendi vefat etti.
"Evet, o sene benim için bir hüzün senesi oldu. Babamın vefatından bir ay kadar önce Edremit'te Ceza Hakimi Necmeddin Güvenli gibi çok sevdiğim bir dostum vefat etmişti. Onun vefatından az önce bir rüya görmüştüm. Rüyamda benim bulunduğum yerde semanın derinliklerine doğru iki uçak batıp kayboluyordu. Bu hadise bir-iki defa tekrarlandı zannediyorum. Ve babam ile Hakim bey bir ay ara ile vefat ettiler. -İnşallah- ikisi de Cenabı Hakk'ın rıdvanına mazhar olmuşlardır.
1975 Konferanslar Vermeye Başladı
1975 yılında Kur'an ve İlim, Darwinizm, Altın Nesil, İçtimaî Adalet ve Nübüvvet isimli konferanslar serisine başladı ve 1976 yılında da devam eden bu konferanslar münasebetiyle İzmir dışında Ankara, Çorum, Malatya, Diyarbakır, Konya, Antalya, Aydın gibi illeri ziyaret etti. 26.08.1977 İstanbul'daki İlk Vaazı
İstanbul Eminönü'nde bulunan Yeni Cami'de ilk vaazını verdi. Vaazın konusu Müslüman'ın öncelikle kendine ve benliğine çeki düzen vermesi idi.
1979 Sızıntı Dergisi'nde Yazılar Yazmaya Başladı
İlk sayısı Şubat 1979'da çıkan Sızıntı Dergisi'nde başyazıları ve daha sonra orta sayfa yazılarını yazmaya başladı. İnsana ve yeni nesle verdiği önemden ötürü ilk başyazı "Bu Ağlamayı Dindirmek İçin Yavru" adını taşıyordu. 09.1980 Askeri Darbe
12 Eylül 1980 günü ihtilalin ardından görevini fiilen sürdürme imkânı bulamadı. 45 günlük bir heyet raporu aldı.
"12 Eylül öncesinde cereyan eden hadiselerin bir darbe ve ihtilale davet mahiyetinde olduğunu anlamak için, zannederim ne ferasete ne de kehanete ihtiyaç vardır. Hadiselerin dilinden en kaba çizgileriyle anlayanlar dahi gelmekte olan ihtilalin sesini kulak zarları yırtılırcasına duymuşlardır. Meseleye bu zaviyeden bakacak olursak, olması muhtemel darbeyi ben de herkes kadar hissetmekteydim ve etrafıma söylediklerim de bu mahiyette şeylerdir. 01.07.1988 Yeni Ümit Dergisi’nde Başyazılara Başladı
İlk sayısı 1 Temmuz 1988 yılında çıkan ve üç aylık periyotlarla yayın hayatına devam eden Yeni Ümit Dergisi’nde başyazılar yazmaya başladı. Bu dergide yazdığı ilk başyazı “Yeni Ümit’in Mütevazı İkliminde” adını taşıyordu. 13.01.1989 Üsküdar’da Valide Sultan Camii'nde Vaazlara Başladı
İstanbul’da 13 Ocak 1989 yılında Üsküdar Valide Sultan Camii'nde vaazlara başladı. Bundan önce en son 6 Nisan 1986 Çamlıca Camii'n açılışında Miraç kandili dolayısıyla vaaz vermişti. Üsküdar vaazları 1 yılı geçkin süreyle 16 mart 1990 tarihine kadar (62 hafta) devam etti. Burada bütün yönleriyle Peygamber Efendimiz’i ve O'nun sünnetini anlattı. Bu vaazlar, daha sonra Sonsuz Nur adıyla 3 cilt halinde kitaplaştırıldı. 1989 yılı içinde Üsküdar Valide Sultan Camii'nde haftada bir Cuma günleri toplam 51 hafta vaaz verdi. Geri kalan 11 haftalık vaaz 1990 yılı içinde 16 Mart gününe kadar devam etti.
28.06.1993 Annesi Refia Gülen Vefat Etti
Refia Gülen Hanımefendi, 28 Haziran 1993 Pazartesi saat 12.20 sularında İzmir'de vefat etti.
23.01.1995 Sabah ve Hürriyet Gazeteleriyle Röportaj Yaptı
Sabah'tan Nuriye Akman ve Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök ile yaptığı röportajlar. Röportajlar Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, Başbakan Tansu Çiller ile görüşme İslamiyet, siyaset, kadın ve eğitim ekseninde geçti. 11.02.1995 Polat Renaissance'ta Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın İftarına Katıldı
Fethullah Gülen yaptığı konuşmada bu toplantının birlik vesilesi olmasını diledi.
04.04.1996 Patrik Bartholomeos İle Görüştü
Son yıllarda toplumsal hoşgörü temasının en fazla işleyen, Fethullah Gülen ve Fener Rum Patriği Bartholomeos, sıcak bir ortamda bir araya gelerek Türkiye'de Müslüman ve gayr-i müslim kesimler arasında diyalogu başlattılar. 08.11.1996 Fatih Üniversitesi'nin Açılışına Katıldı
İstanbul Beylikdüzü'ndeki merkez kampüsünde bulunan Fatih Üniversitesi 08 Kasım 1996'da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından hizmete açıldı. Açılışa Alparslan Türkeş, Rıza Akçalı ve birçok siyasetçi, bilim adamı ve işadamı katıldı. Fethullah Gülen bütün davetliler ve Cumhurbaşkanı ile yakından ilgilendi 11.06.1997 Sağlık Problemleri Nedeniyle ABD'ye Gitti
Uzun zamandır kendisini rahatsız eden kalp sıkıştırması nedeniyle ABD'ye gitti. Ohio eyaletinde anjiyo yaptırdı.
27.06.1997 ABD'de Kalp Anjiyosu Geçirdi
Sağlık problemlerinden dolayı bir süredir ABD'de tedavi gören Fethullah Gülen Hocaefendi, başarılı bir kalp anjiyosu geçirdi. Ohio eyaletindeki Cleveland Clinic Foundation Hastanesi kardiyoloji mütehassıslarından Dr. Murat Tuzcu yönetimindeki bir ekibin geçtiğimiz Cuma günü, Hocaefendi'nin kalbine başarılı bir anjiyo müdahalesinde bulunduğu öğrenildi. Hocaefendi, uzun süredir kalp, şeker ve yüksek tansiyon rahatsızlıklarından mustaripti.
23.01.1998 Papa II. John Paul, Ramazan Bayramı Dolayısıyla Kendisine Bir Mesaj Yolladı
Katolik dünyasının lideri Papa II. John Paul, Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Kurulu Başkanı Kardinal Francis Arinze aracılığıyla Ramazan'ın sona ermesi ve yaklaşan bayram sebebiyle Fethullah Gülen'e bir mesaj gönderdi. 09.02.1998 Vatikan'da Papa II. John Paul İle Görüştü
Vatikan'da dinlerarası diyalog adına Katolik dünyasının lideri Papa II. John Paul ile yaklaşık 30 dakika süren bir görüşme yaptı. 15.06.1999 Ankara Emniyet Müdürlüğü Tarafından Hakkında Hazırlandığı İddia Edilen Raporla İlgili Olarak Bir Basın Açıklaması Yaptı
Fethullah Gülen, Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından hakkında hazırlandığı iddia edilen raporla ilgili olarak bu raporu hazırlayanların suç işlediğini belirtti. Amerika'da tedavi amacıyla bulunan Fethullah Gülen, Show TV'de Reha Muhtar'ın sorularını cevaplandırdı.
18.06.1999 ATV'de Fethullah Gülen'e Ait Montaj Kaset Görüntüleri Yayınlandı
Bu olaydan sonra Gülen hakkında soruşturma başlatıldı.
03.08.2000 Ankara DGM Savcısı Tutuklama Talep Etti
Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı, hakkında soruşturma yürüttüğü Fethullah Gülen'in tutuklanmasını talep etti. Yaklaşık 1 yıldır Fethullah Gülen hakkında yürüttüğü soruşturmanın sonuna gelen Savcı, Gülen'in tutuklanması talebiyle nöbetçi Ankara 2 No'lu DGM yedek hakimliğine başvurdu.
07.08.2000 Mahkeme Tutuklama İsteğini Reddetti
Ankara DGM Savcısı, Fethullah Gülen hakkında tutuklama talebiyle Ankara 2 No'lu DGM Yedek Hakimliği'ne başvurdu. Ancak, mahkeme “suç vasfının oluşmadığı” gerekçesiyle bu talebi reddetti.
11.08.2000 Fethullah Gülen Hakkında Yeniden Tutuklama Kararı Verildi
Ankara 2 No'lu DGM, Fethullah Gülen hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkardı. Ankara 2 No'lu DGM, Savcı'nın yaptığı itirazı görüştü. Yüksel'in talebini yerinde bulan Hakim Hüseyin Eken başkanlığındaki mahkeme, Gülen hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi.
28.08.2000 İstanbul DGM Tutuklama Kararını Kaldırdı
İstanbul 2 No'lu DGM heyeti, Gülen'in gıyabi tutukluluk kararını kaldırdı.
Ankara DGM Cumhuriyet Savcısının, hakkında soruşturma yürüttüğü Fethullah Gülen'in gıyabi tutukluluk kararı kaldırıldı. Şerafettin İste başkanlığındaki İstanbul 2 No'lu DGM heyeti, Gülen'in avukatlarının itirazı üzerine, 23 Ağustos'ta gönderilen ve 12 klasörden oluşan dosyanın incelemesini tamamladı. Heyet, talep doğrultusunda Gülen hakkındaki gıyabi tutuklama kararını kaldırdı.
31.08.2000 DGM Savcısı Dava Açtı
Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul DGM tarafından gıyabi tutukluluk kararı kaldırılan Fethullah Gülen hakkında dava açtı. Başsavcılık, Gülen için 'laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu' gerekçesiyle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesine göre, 5 yıldan 10 yıla kadar ağır hapis cezası istedi.
16.10.2000 Fethullah Gülen Hakkındaki Dâvâ Ankara DGM'de Başladı
“Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup, bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu" gerekçesiyle hakkında 10 yıla kadar ağır hapis cezası talebiyle hakkında dava açılan Fethullah Gülen`in muhakemesine başlandı.
04.12.2000 Mahkemenin İkinci Duruşması Yapıldı
Fethullah Gülen hakkında 'laik devlet düzenini yıkmak için örgüt kurmak' iddiasıyla 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası talebiyle açılan davaya devam edildi.
01.12.2001 Kırık Testi Sohbetleri Yayınlanmaya Başladı
Fethullah Gülen Hocaefendi 21 Mart 1999'da ABD'ye gittikten sonra sağlığının elverdiği ölçüde sohbetlerini devam ettirdi. Hocaefendi'nin ABD'de yaptığı sohbetler ilk defa [Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ] sitesinde "Kırık Testi" adlı köşede 1 Aralık 2001 tarihinde yayınlanmaya başladı. 31.03.2002 Kalp Rahatsızlığından Dolayı Tedavi Altına Alındı
3 yıldır kronik kalb ve şeker rahatsızlıkları sebebiyle ABD'de bulunan Fethullah Gülen, 31 Mart 2002 Pazar günü yerel saatle 7.30'da acil olara