| Abdullah Yeğin 1940 yılında gördüğü bir rüya vesilesi ile Said Nursi’yi tanıyan ve Kastamonu’da risaleleri yeni Türkçe ile yazanlardan biri olan Abdullah Yeğin sürekli mahkemelere verilir. Bediüzzaman’ın “Sen Nurcuların ağabeyisin” dediği Yeğin, yasal bir engel olmamasına rağmen Urfa ve Antep’te barındırılmaz.
Üstad’ın talebesi Abdullah Yeğin’e göre, dönemin Başbakanı Adnan Menderes Risale-i Nurlar’ın basımına izin verdi. Ancak çeşitli aksaklıklar sebebiyle söz konusu basım işi Başbakanlık Müsteşarı Salih Karar tarafından engellendi.
Bu kadar da olmaz dedirten olaylardan biriydi Danıştay’ın sokakta başörtüsü takmaya getirdiği yasak. İster istemez sormadan edemiyoruz, “Türkiye özgürlükler konusunda 1920’lerde hangi noktada idi, 2006’da ne durumda?” diye. 1950’lerin hemen başında geçen olayın tarihine de dikkat ederek şu sözlere kulak verelim: “Biz o zaman çocuk okutuyoruz diye Urfa’da mahkemeye verilmiştik. Hüsnü Bayramoğlu’na 20, bana 30 lira ağır para cezası vermişlerdi, gizli mektep açmışsınız diye. Vallahi gizli mektep falan diye bir şey yoktu. O, müdafaalarımızda var.”
Çocuk okutmaktan kasıt, onlara dinî bilgiler vermekti. Ve bu cezaya çarptırılanların tek suçları da buydu. Ceza verilenlerden biri, Said Nursi ile tanıştıktan sonra onun talebelerinden olup, bir süre hizmetinde bulunan, daha sonra bizzat yine onun görevlendirmesi ile Urfa’ya hizmet etmeye giden Abdullah Yeğin’di. |