Biyografi ve OtobiyografiEserler veya olaylar kadar, bunları meydana getirenlerin hayatlarıyla da yakından ilgilenmeyi seven üyelerimiz için harika bir bölüm.
moderatöre not:
miranda başlığını istemeden 2 kez açtım.şimdi onu düzelttim.başlığıda değiştirirseniz sevinirim
Asıl adı Hasibe Özlem Eren olan Hasibe Eren 1975'te almanya'da doğdu.
İstanbul üniversitesi'nde Piyasa araştırmaları ve Reklamcılık bölümünü bitirdi.
Daha sonra Edebiyat fakültesi tiyatro eleştirmenliği ve dramaturji bölümünü bitirdi.1996'da SHOW TV'de yayınlanan Sıdıka dizisi ile ünlendi.
2007'de Avrupa Yakası adlı dizide Makbule rolünü üstlendi.
Ayrıca 96 yılından itibaran de şehir tiyatroları çocuk eğitim biriminde görev yapmaktadır
'Bir dizide de elime erkek eli değmedi yahu!'
Avrupa Yakası'nın evde kalmış kızı Makbule'yi oynayan Hasibe Eren, bu tarz rollerin üzerine yapıştığını söylüyor: Bir ara 'aptal sekreter' rolleri gelirdi. Her arayan sözleşmiş gibi 'Hani Mavi Ay'daki Bayan Topesto vardı ya!' derdi".
Avrupa Yakası'nın yeni karakterlerinden Makbule izleyenleri gülmekten kırıp geçiriyor. Evde kalmışlığı, Burhan'ı tavlamaya çalışması, abartılı tepkileri, rüküşlüğü, kelimeleri yanlış telaffuz etmesi, etrafındaki erkeklerin kendisini 'gözleriyle yemesi', göğüslerini saklamaya çalışması ve kırıtarak yürümesiyle 'Avrupa Yakası'nın ön plana çıkan karakterlerinden biri oldu. Makbule'ye can veren Hasibe Eren'i 'Sıdıka' rolüyle tanımıştık. Ama Eren başarıyla canlandırdığı bu karakterle uzun yıllar Makbule olarak akıllarımızda kalacak gibi gözüküyor. "Gerçek hayatta her hareketimle insanları gülmekten yerlere yatıran bir tip değilimdir" dese de röportaj sırasında yaptığı Makbule taklitleri ve mimikleriyle yine kırıp geçirdi. İstanbul Şehir Tiyatroları'nda Çocuk-Genç Eğitim Birimi'nde eğitmen olan Eren'in ciddi' yüzünü de bu vesile ile tanımış olduk!
TV'DEKİ GİBİ ÇİRKİN DEĞİLİM
* Oyunculuğa nasıl başladınız? 1975 doğumluyum. Tiyatro çok istediğim bir daldı. Ama tiyatro okumak isteyen her gencin başına geldiği üzere ben de oyunculuğun geçerli bir meslek olmadığı yönlendirmeleri yüzünden İstanbul Üniversitesi'nde önce reklamcılık okudum. O dönemlerde amatör tiyatroya başlamıştım. Reklamcılığı bitirince artık bir mesleğim vardı. Ve tiyatro okuma özgürlüğünü elde ettim. Ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tiyatro Bölümü'ne girdim.
* Sıdıka'yla mı başladı televizyon serüveniniz? 1997'de Sıdıka'da oynamaya başladım. Üniversite tiyatrosunda ben Sıdıka'yı Atilla Atalay'ın izniyle, minik hikayelerden oluşan bir oyun haline getirmiştim ve sahnelemiştim. Televizyonda Sıdıka dizisi için bir oyuncu arandığında ise benden söz etmişler, Füsun Demirel'e. Sonra rahmetli Atıf Yılmaz izledi ve benim oynamama karar verildi. Daha sonra Yağmur Zamanı, Aşk Meydan Savaşı, Canım Kocacım, Kaymaklı Ekmek Kadayıfı, Şaşı Felek Çıkmazı ve Anlat İstanbul'da rol aldım.
* Makbule karakteri size her şeyiyle hazır mı geldi? Yoksa sizin de kendinizden ekledikleriniz oldu mu? Gülse (Birsel) çok net iki sayfalık bir karakter analizi yazmıştı, Makbule ile ilgili. Yani çok ipucum vardı, nasıl bir genç kadın olduğuna dair... Ama bedensel anlamda vücut bulmasını ben gerçekleştirdim. Ve Gülse, bunlara gerçekten çok güldü. Kırıtarak yürümesi, terlik şaklatması, göğüslerini kaldırması, kahkülleri falan benden çıktı. Senaryo tamamen Gülse'ye ait. Ama bir sürü şeyi de tabii birlikte kurguladık, 'Bir de böyle bir şey yapıyordur değil mi bu kız hahahaha' diye. Sözler tamamen senaryoda vardı, ama mesela Gülse 'Gözleriyle yediler' yazıyordu. Ben 'Gözleriynennn yidiler'e taşıyorum. Eski lafları yanlış yerde kullanması fikri de tamamen hep Gülse'nindi...
* 'Evde kalmış kız' tiplemesi neden bu kadar üzerinize yapıştı? Gülse'ye söylemiştim ilk bu rolü teklif ettiğinde. Bir dizide de bir erkek eli değmedi elime yahu! Evet yapıştı gibi. Eğer biri evde kalmış kız rolünü oynarsa ve ona benzer bir şey yazılmışsa senaryoda, bundan sonra referans diğer dizilerde oynanmış evde kalmış kız rolleridir. Bir dönem ben hep reddediyordum. Aptal sekreter rolleri geliyordu. Ve hepsi telefonu şöyle açıyorlardı: "Hani Mavi Ay'daki Bayan Topesto" vardı ya... Sanki sözleşmiş gibi. Sanki bütün dizilerdeki sekreterler Mavi Ay'daki Bayan Topesto'ydu. Biraz da şekilsel bir şey. Oynayabileceğim şeyler sınırlı. Güzel kadın vardır, aşk yaşar mutsuz olur... Benim oynayabileceğim roller de belli. Hani evde kalmış çirkin kız durumu...
* Ekranda sizi daha çirkin göstermek için ekstra bir şeyler mi yapılıyor? Televizyondaki kadar çirkin değilim! Ama güzel de değilim. Fotojenik bir tip değilim. Abartılı makyaj, saçlar... Çok da kötü giyiniyor, Makbule. Bir de güzel görüneyim diye bir kaygımız olmadığı için...
* Bu tarz rollerin size teklif edilmesinden rahatsız mısınız? Şimdiye kadar hiç oynamadığım bir rolü birilerinin bana teklif etmemesinden rahatsızım. Bunu bir tek Selim Demirdelen yaptı, 'Anlat İstanbul'da. Fahişe rolü teslim etti. Bir tek o cesur davrandı. Zor bir rol istiyorum, üzerinde çok düşünmek zorunda kalayım.
AMERİKALILAR DA İZLİYOR
* Makbule'yi oynarken model aldığınız biri oldu mu? Adını açıklayamayacağım bir aile tanıdığımız. Evde kalmış. Çocukluğundan genç kızlığına kadar durmadan çeyiz yapmış. Hayali evlenmek, kocasını mutlu etmek, çocuk yetiştirmek olan, sürekli bir şablonun içerisinde yaşayan, aşırı titiz, takıntılı, erkeklerin sürekli kendisini çok beğendiğini zanneden bir aile tanıdığımızdan feyz aldığım oldu. Ama çok değil mi böyle kadınlar... Demode giyinen, bu haliyle çok güzel olduğuna inanan, çok...
* Avrupa Yakası'nın yeni haliyle ilgili nasıl tepkiler alıyorsunuz? Çok pozitif şeyler duyuyorum. Amerikalı bir adam durdurdu geçen gün 'Sizi izliyorum bayılıyorum. En beğendiğim şov programı' diyor. Nasıl anlıyorsun dedim, arkadaşı çeviriyormuş. Engin için de 'The litte man is funny!' (Küçük adam çok komik!) gibi bir cümle kurdu.
ENGİN'LE OYNAMAK ZOR
* Sizin özellikle Engin Günaydın'la çok fazla sahneniz var. Çekimlerde çok eğleniyorsunuz galiba? Engin'in karşısında gülmeden oynamayı başarmak çok zor. Sahnede çabuk gülen kişiye 'dalağı düşük' denir. Ben dalağı düşük biri değilimdir aslında. Ama Engin'in karşısında oynamak o kadar güç ki, her seferinde sizi başka bir biçimde şaşırtıyor. Çoğu zaman tutuyorum kendimi, oyuna kaptırıyorum, Makbule'nin reaksiyonlarını veriyorum ki, hani Hasibe olarak gülmeyeyim.
* Dram oynamak size uzak mı? Hayır, dramatik rollerde de kötü değilimdir. Anlat İstanbul'da 5 dakikalık bir sahnede oynadım, hayatını kendini satarak kazanan bir kadını canlandırdım. Bir sürü insan fark etmiş ve çok güzel şeyler söyledi. Mesela Demet Akbağ, muhteşem bir komedyendir. Ama dramatik bir şey oynayınca herkesten çok ağlatır. Şener Şen de öyle...
* İstanbul Şehir Tiyatroları'nda çocuk oyuncu eğitmenliği yapıyorsunuz... 1996'dan beri İstanbul Şehir Tiyatrosu Çocuk-Genç Eğitim Birimi'nde çalışıyorum. Oyunculuğa hevesi ve yeteneği olan çocuklara eğitim veriyoruz. Tiyatroyu sevdirmeye çalışıyoruz. Çocuklardan profesyonel bir oyuncudan beklediğiniz şeyleri beklememelisiniz. Onun dünyasına girmeyi başarırsanız, hiç beklemediğiniz performansı alabilirsiniz. Bütün bunlara tanık olunca ve kamera arkasını da bilince, çocuk eğitmenliğini tiyatrodan sonra sinema ve televizyona da taşıdım. Babam ve Oğlum'daki Ege Tanman'ı, Yağmur Zamanı'nın Naz'ı Ece Hakim'i ben çalıştırdım. Yine Yağmur Zamanı'nda Tamer'in oğullarını oynayan Bora ve Cem'i, hatta Azra'yı da ben çalıştırdım.
* Çocukların dünyasına girmek zor mu? Çocuk oynamaktan zevk almalı, sıkılmamalı. Çünkü bu bir iş, çocuklar zorunlu işlerden haz etmezler. Onun için oyun halinde tutmanız lazım. Disiplin sağlamak için de çok fazla şımartmamalısınız. Hem öğretmen hem de oyun arkadaşıyım. Bir de setler sağlıklı yerler değil. Uykularına ve yemeklerine dikkat ediyorum, sağlıklı koşullar yaratmaya çalışıyorum. Bütün çocuklu dizilerden talep geliyor. Buna tanık olmak çok güzel. Her çocuklu dizide veya sinema filminde psikolojik alt yapısı olan, oyunculuktan anlayan ve kamera arkasını bilen bir eğitmen olmalı.
* Büyük başarılara imza atmış çocuk oyuncularınız oldu mu? Aslında Şehir Tiyatroları olarak televizyona değil, tiyatroya yetiştirmek için uğraşıyoruz. Bir casting ajansı gibi çalışmıyoruz. Ama ordan çıkıp da Altın Portakal alan oyuncumuz da oldu; Bora Akkaş, Gönlümdeki Köşk Olmasa filmindeki Osman... Yağmur Zamanı'ndaki Bora... Şimdi Taylar Biraderler'in filminde Küçük Kıyamet'te oynuyor. Serhan Arslan, Hayat Bilgisi'nde Kopil'i oynuyor. Onlar, hep çocukken eğitim almış, Şehir Tiyatroları'nın çocuk oyunlarında görev yapmış. Büyüyünce de konservatuvara girmişler.
* Çocuklar bir sınava mı tabi tutuluyor? Önümüzdeki ay ilkokul çocukları için bir sınav yapacağız. Bu konuda Şehir Tiyatroları'ndan bilgi alınabilir. 2 yıllık ücretsiz bir eğitim vereceğiz.
* Peki tiyatro yapıyor musunuz şu sıralar? İstanbul Şehir Tiyatrolarında, Rumuz Goncagül adlı oyununda, rumuzu Gongagül olan kızı oynuyorum. 18 Ekim'de Kağıthane sahnesinde galası var. Komedi ama toplumsal içerikli güzel mesajları olan Timur Selçuk besteleriyle bezenmiş iyi bir oyun.
Yetenekliyim ama başrol için fiziğim ve yaşım müsait değil
[Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ]
Son dönemde en çok konuşulan oyunculardan biri Hasibe Eren... Avrupa Yakası’nın Makbulesi ve nam-ı diğer Sıdıka. Adı hep karikatür karakterleriyle özdeşleşen Eren “Maalesef fizik belirliyor hangi rolü oynayacağınızı. Dolayısıyla görüntüm ve tarzımla uyum sağlayacak bir rol gelene kadar bekliyorum” diyor
- Televizyon izleyicisi sizi ilk olarak “Sıdıka” dizisiyle tanıdı ve sevdi, ondan sonra o dizi kadar parladığınız ikinci dizi “Avrupa Yakası” oldu. Geçen süre içerisinde siz mi kendinizi geri çektiniz yoksa bir bekleme dönemi mi?
Atilla Atalay’ın yazdığı “Sıdıka” dizisini okul devam ederken çekmiştik ve o projeden sonra okulu bitirmek için hiçbir projeye evet demedim. Bu kararı 1998’den 2001’e kadar sürdürdüm. Bu sırada Şehir Tiyatroları’nda çalışmaya devam ediyordum. Sonra fark ettim ki istediğim hiçbir şeyi yapamıyorum. Tiyatro festivalinde istediğim oyunu izleyemiyorum, istediğim filmi seyredemiyorum, okumak istediğim her kitaba param yetmiyor. Yaşamı sürdürebilmek için televizyona o kadar da kötü bakmamak gerektiğini anladım. Sonra güzel projelerde de görev aldım. “Şaşıfelek Çıkmazı”, “Aşk Meydan Savaşı” gibi projeler beni heyecanlandıran ve keyif aldığım çalışmalardı. Gerçi şimdi de iyi bir sanat takipçisi olmak zamanla yarışmayı gerektiriyor.
- Yan karakterlerde olmak sizi üzen bir şey mi?
Hiçbir zaman bu tip kaygılarım olmadı. Çünkü oyunculuğa o şekilde yaklaşmıyorum. Bir rol kabul ederken kaçıncı dereceden rol diyerek okumam senaryoyu. Önemli olan o karakteri oynamaktan heyecan duyup duymayacağımdır. Büyük rol, büyük sorumluluk demektir, hayatınıza bir şeyler verdiği gibi alıp götürür de. Ben seyirci ya da belki de basın neden bana yeniden keşfedilmişim gibi bakıyor onu bilemiyorum. Çünkü ortada bir keşif yok. Ben hep aynı oyuncuyum, aynı yetenekteyim. Sadece çok izlenen bir dizide, iyi bir senaristle, iyi bir ekiple, önemli bir oyuncu kadrosuyla çalışma imkanına kavuştum. Bundan sonra da inandığım, içinde olmayı isteyebileceğim projelerde büyük, küçük rol olmasına bakmaksızın oynamaya devam edeceğim. Halen Şehir Tiyatroları’nda “Rumuz Goncagül” adlı oyunu sahneliyoruz, Aralık ayında Harbiye ve Ümraniye sahnelerinde olacağız, izleyiciden de güzel tepkiler alıyoruz.
SÜREKLİ İŞ KOVALAYAN HIRSLI BİRİ DEĞİLİM
- Televizyon izleyicisiyle, tiyatro izleyicisi aynı değil. O yüzden gözden uzak olan gönülden de ırak olur durumuyla yeniden keşif durumu söz konusu olabilir. Belki televizyona çok ağırlık vermemenizden kaynaklanıyordur bu yeniden keşfedilmek...
Oynayabileceğimiz karakterlerin sayısı çok sınırlı o yüzden böyle tanımlanıyor. Bir TV dizisini ele alalım, benim fiziğimdeki, yaşımdaki kişilere verilecek roller belli. Maalesef bizim yapımlarımızda fizik belirliyor hangi rolü oynayacağınızı. Tutup size bir şirketin CEO’su ya da erkekleri peşinden sürükleyen bir kadın rolü verilmez. Dolayısıyla görüntüm ve tarzımla uyum sağlayacak bir rol gelene kadar bekliyorum. Bir de çok hırslı değilim galiba. Yapımcılarla muhabbeti iyi tutan, kahveler içen, sürekli iş kovalayan biri değilim. Evimde oturup, iş gelirse oynayan bir oyuncuyum diyebilirim.
- Oyuncu koçluğu da yapıyorsunuz aynı zamanda...
Evet, çocuk oyuncu eğitmenliği yapıyorum ve bu beni gerçek anlamda besleyen bir iş. 1996’dan beri İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Çocuk-Genç Eğitim Birimi’nde eğitmenlik yapıyorum. Asıl mesleği oyunculuk olmayan insanlardan nasıl oyun alınabileceğini, dışarıdan nasıl doğal görünebileceklerini iyi biliyorum. Yıllardır dizilerde oynadığım için kamera arkasını da iyi tanıyorum, iki alanı birleştirdim. Bir çok yapımda çocuk oyuncu yer alıyor ve onlarla çalışan bir eğitmen yoksa çoğu gerçekten kötü performans sergiliyor. Anlat İstanbul’da üç oyuncudan sorumluydum, Yağmur Zamanı’nda çocuklardan ve Azra’nın (Akın) performansından sorumluydum. Ardından Çağan Irmak’ın Babam ve Oğlum filminde başta Ege Tanman (Deniz) olmak üzere çocukları ben çalıştırdım.
HARRY POTTER’DA ÇOCUKLAR 4 SAAT SETTE!
- Çocuk oyuncu eğitmenliğini sanırım sizinle birlikte popülerlik kazandı, tam olarak ne yapıyorsunuz?
Dizilerdeki ortam ve standartlar çocuklara hiç uygun ortamlar değil. Onlar hem okula gidiyorlar, hem setteler. Üstelik iyi performans sergilemek zorundalar. Şartlar ağır olduğu gibi, öyküler de ağır gelebiliyor. Uyku düzenlerinin, yemek yeme düzenlerinin bizimkinden farklı olduğunu düşünürsek, bu koordinasyonu sağlayacak, çocuktan hangi zamanda nasıl performans alınabileceğini bilecek, ona oyununu çalıştıracak, ortamdan en az zararı görerek işini yapmasını sağlayacak bir kişiye ihtiyaç var. Bunun profesyonel biri olması gerekiyor. Sette herkesin bir görevi var ve çocukların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek pek çok zaman ağır gelebiliyor. Harry Potter filminde oynayan tüm çocuklar günde sadece dört saat çalışıyorlar, buna saç-makyaj dahildir. Biz de çocukların çalışma şartları hâlâ ailelerin inisiyatifi ve verdiği kavgalarla belirleniyor. Şimdi şimdi yapımcılar bunun farkına vardı. Son zamanlarda beni çok daha sık arar oldular bu yüzden.
Makbule, Sıdıka’yı boğardı
- “Makbule” ve “Sıdıka” birbirlerine benziyorlar, ne dersin?
Ben çok benzetmiyorum aslında. Hatta Sıdıka Makbule’yle tanışsa bir kaşık suda boğardı . Hayatını mutfak, koca, çocuklar, akrabalar, dedikodu ekseninde geçirmeye bu kadar hevesli bir kıza Sıdıka acırdı herhalde. Eline bir iki kitap tutuşturup, bazı gerçekleri fark etmesini sağlardı.
- İkisi de günlük tutuyorlar?
Evet... Makbule’nin hayal dünyasını daha iyi aktarabilmek için seçilen bir yol herhalde. Ya da Sıdıka’ya gönderme mi yapıyor Gülse bilmiyorum.
- Nasıl bir karakteri canlandırmak seni heyecanlandırırdı?
Stilize üslubu kullanmayacağım, hayatın içinden, tüm doğallığıyla perdeye yansıyacak bir karakter canlandırmak isterim. Bir trajedi kahramanı olabilir.
Kamera arkası diziden daha komik!
Avrupa Yakası’nda sizin kadar biz de eğleniyoruz. Asıl kamera arkasını dizi yapmak gerekiyor. Gece geç vakitse, yorgunsak çok eğlenceli değil tabi. Ancak dinlenmişsek, keyfimiz yerindeyse çok hoş vakitler geçiriyoruz. Bu dizinin güzelliğini tüm ekip oluşturuyor. Çok uzun zamandır birlikte çalışan bir tiyatro topluluğu gibi. Bir de Gülse Birsel’in kesinlikle çok iyi bir yazar olduğunu düşünüyorum. Ayrıca senaristimizin sürekli bizimle birlikte olması, bizimle oynaması hepimiz için şans. Performanslarımızı bilerek kaleme alışı dizinin yükselmesini sağlıyor. Gülse’nin zekasını, tekniğini ve disiplinini gerçekten çok beğeniyorum.
08.12.2006
Haber: Zeynep BAKIR
__________________
Hasibe Eren kimdir?
Tesadüfen ünlü olmuş gariban bir tiyatrocudur. ‘75 yılında Almanya’da doğdum. İstanbul Üniversitesi’nde Piyasa Araştırmaları ve Reklamcılık Bölümü’nü bitirdim. Daha sonra Edebiyat Fakültesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nü bitirdim. 96’dan beri Şehir Tiyatrosu’nda Çocuk-Genç Eğitim Birimi’nde çalışıyorum. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda bu sezon Oktay Arayıcı’nın yazdığı, Taner Barlas’ın yönettiği Rumuz Goncagül oyununda oynuyorum. Dizilerde oyunculuk yapıyorum. Çeşitli dizi ve sinema filmlerinde çocuk ve genç oyuncu çalıştırıyorum.
Şehir Tiyatrosu’ndaki çalışmalar ne yönde? Hangi çocuklar geliyor oraya?
7 - 8 - 9 yaşlarındaki çocuklar bir sınava tabi tutularak geliyorlar. Tiyatroya sevgileri, yetenekleri var mı; ritim duygusu var mı; kulağı var mı; oyun oynama güdüsü ne derece gelişkin; gerçek-kurmaca ayrımını yapabiliyor mu... Bunları sorguladıktan sonra bir sınav yapıyoruz. Çok başvuran oluyor. Hem Anadolu yakasında hem Avrupa yakasında iki sınıf açılıyor. Ve ücretsiz olarak, çocuklara tiyatro sanatını tanıtma çalışmaları yapıyoruz. Çocuk oyuncu yetiştirmiyoruz aslında; bu çok iddialı bir laf olur, ama geleceğin seyircisini yetiştirdiğimizi söyleyebilirim.
Bu eğitimi alan çocuklar iyi seyirci olmanın dışında ne yapıyorlar?
Mesela bir mimar kızımız var. Şimdi mezun oldu. Diyor ki: “Prezentasyonlarımı yaparken bile okulda, tezimi savunurken o kadar işime yaradı ki... Özgüvenim var, sosyal fobim yok, düzgün Türkçe kullanıyorum. Mimarlığı seçmemde bile etkisi oldu. Çünkü dekor-kostüm dersinden çok zevk alırdım. Çizim yapmaktan çok zevk alıyordum...” Ya da tiyatroyu çok sevdiğini anlayan, oyunculuk yapmadan yaşayamayacağına inanan gençler var. Onlar da konservatuarı denediler, kazandılarsa profesyonel olarak yaşamlarını sürdürdüler. Çoğu küçükken Şehir Tiyatrosu’nun çocuk oyunlarında ya da yetişkin oyunlarındaki çocuk rollerinde görev aldılar.
Peki siz tiyatroyla nasıl tanıştınız?
Valla ağzımın suları akarak seyrederken... Ya, hiç şansımız olmadı bizim; lisedeyken de tiyatro topluluğu kurmaya çalıştık, çocukken de... Olmadı. İyi okullarda falan da okumadık. Tiyatro düşünmeye sevk ediyor, bizim lisede de düşünen gençler istenmiyordu. Bir hoca bulduğumuz halde çalışmalarımız engellendi.
İstanbul’da mı okudunuz liseyi?
Tabii tabi İstanbul’da... Lisenin adını vermeyeyim... Sonra üniversiteye girdiğimde yaptığım ilk iş “Burada tiyatro nerede yapılıyor”u sorgulamak oldu. Ve tesadüfen İstanbul Üniversitesi Öğrenci Kültür Merkezi (ÖKM) Tiyatro Kulubü’nü buldum. Sınıf arkadaşlarımdan da üç tanesini sürükledim.
Dramaturji bölümünü seçerken sanırım aileden kaynaklı problem çıkmış biraz....
Evet. Tiyatroya çok sıcak bakmadığı için babam... Sınavı kazandığım halde -üç aşamalı sınavı geçmiştim, o zaman öyleydi, yetenek sınavıyla alıyordu, şimdi ÖSS’yle giriliyor- “Böyle bir bölüm var, ben denemek istiyorum” diye telefon açtım. O sırada ailem şehir dışına taşınmıştı. Ondan sonra da her gün arıyordum; “1. sınavı geçtim, 2. sınavı geçtim, 3. sınavı geçtim” “N’olucan peki sen orayı bitirince?” “Eee, öğretmen olabilirsin baba, eleştirmen olabilirsin baba” falan diye... Çok kafasına yattı, bir de 4 yıllık fakülte mezunu olacağım diye... Sonra birgün babam hava atıyordu bir tanıdığımıza ya da beni biriyle tanıştırıyordu galiba; “Kızım ikinci üniversitesini okuyacak” dedi. Öyle mi, dedi adam, ne okuyorsun? Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği, dedim. Sonra adam gittikten sonra babam “Gene n’aptın ettin tiyatroya mı girdin...” dedi. Ama gene de dramaturg olma durumum, drama öğretmenliği yapma şansım vardı. Sonra “Sıdıka”da neredeyse kalp krizi geçiriyordu. “Tabi ki senin kararın, artık 22 yaşındasın, sana ne diyebilirim ki” dedi. Ama dizi yayınlanana kadar karşıma ne çıkacak diye ürktü. Ama sonra çok sevdi, çok mutlu oldular. Annem çok büyük destek çıktı. En iyi seyircimizdi. Kostümlerimizi dikerdi. Evdeki bir sürü eşyayı sonra bizim oyunlarımızda aksesuar olarak görünce, “Gene mi!” diyordu. [Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ]
Dizinin çirkin ördek yavrusu
- Bu kadar başarılı olacağınızı düşünüyor muydunuz?
- Hâlâ başarılı bulmuyorum kendimi.
- Eyvah! Mükemmeliyetçi misiniz?
- Ben kendimi çok eleştiririm, bazen tekrara düştüğümü hissediyorum. Kendimi hiçbir zaman beğenmem.
- Dizinin içinde geriye düşme korkunuz var mı?
- Tek korkum Gülse Birsel'e esin verememek.
- O nasıl oluyor?
- Yazar sizin yaptığınız bir şeyden coşup, onu parlatıp başka türlü bir daha yazar. Örneğin; bir gün Hümeyra "Hadi kalkın çay hazırlayın," dedi. Ben hızlanıp Gülse'yi dirseğimle ittirdim "Sen ne anlarsın ki çay hazırlamaktan," edasıyla. Ertesi hafta o harekete Gülse sahne yazmıştı.
Siz bu Makbule'yi hayatınızın neresinde gördünüz?
- Benim içimde Makbule yok! Ama bir sürü öyle abla tanıyorum. Ortak paydaları kendilerine olan aşırı güvenleri ve aymazlıkları. İnsan haddini bilmeli. Güzel değil, ama çok güzel olduğuna inanıyor.
- Ama kimdi bu kadınlar, teyzeniz mi, halanız mı?
- Nasıl rezil edebilirim ailemi Ayşe! Bunları açıklayamam. Akraba, eş, dost, tanıdık bir sürü Makbule var etrafımda.
- Şu memeleri ittirme, toplama hareketiniz nereden?
- (Gülüyor) Öyle bir arkadaşımızın arkadaşı vardı. Sonra oturduğu yerde, 'seni dinliyorum' ayağında dökülen saçlarını toplayıp toplayıp kül tablasına koyan bir ablamız...
- Dizinin çirkin ördek yavrusu olmak sinirinizi bozmuyor mu?
- Aksine Burhan Altıntop'un Makbule'yi güzel bulduğu bölüm beni yordu. Ben hiç güzel olmak zorunda kalmadım, güzel olmak çok zor bir şey. Güzelleşmem için sete iki saat ara verildi. Halbuki Makbule'ye saç-makyaj yarım saatte hazırlanıyorum.
- Hayattaki Makbule'lere ne demek isterdiniz?
- Ah bir sihirli değneyim olsa da şu gözünün önündeki perdeyi bir kaldırabilsem! Toplama şu saçları öyle, çıkar o altınları Allah'ın cezası...
Ayşe ÖZYILMAZEL
Konu Elyon_Erulissë tarafından (11.06.08 Saat 21:21 ) değiştirilmiştir..