Bir yakın tarih güncesi...
Gazeteci Fügen Ünal Şen, “Kuzey Yanım Ayazım” isimli kitabında 1950 ile 2000 yılı arasındaki Türkiye’yi anlatıyor. Kız Kulesi’nin günlüğü olarak okuyucuya sunulan kitap son derece titiz bir çalışmayla hazırlanmış bir yakın tarih güncesi…
50 yılda neler yok ki: Savaşlar, darbeler, idamlar, aşklar, skandallar, mafya hesaplaşmaları, terör mücadelesi, değişimler, hayatımıza giren yeni isimler, hayatımızdan çıkanlar, gün gün yaşanan değişim, yasaklar, peşinden koşulan modalar, şarkılar…
İlk bakışta bir almanak gibi görünen kitap, aslında günlük, siyasi, ekonomik olayların şekillendirdiği insan yaşamını, en ince ayrıntıların da aktarılmasıyla bir belgesel gibi sunuyor okuyucuya.
Yaklaşık 4 yıl süreyle, 1950-2000 yılları arasında yayınlamış günlük gazeteler üzerinde yapılan titiz çalışmanın yanı sıra çeşitli belgeler, olaylara tanıklık etmiş kişilerin anlatıları, ansiklopediler de yazım aşamasında yazara destek olmuş.
‘Kuzey Yanım Ayazım’, 1 Ocak 1950 yılında başlıyor, 31 Aralık 1999 günü sona eriyor. Bu süreç içinde yaşananlar ise şiirsel bir anlatımla paylaşılıyor ve okuyucu günümüz Türkiyesi’ni de etkileyen olayları günlük gelişmeleri içinde analiz etme şansı buluyor.
Siyasetçilerden, sanatçılara bugün de hayatımızda olan kişilerin bu elli yıllık süreçteki kişisel tarihlerini de izleyebiliyoruz satırlarda.
Mann romanı 25 yaşında kaleme aldı
Dünya edebiyatında Alman romanını temsil eden yazarların başında gelen Thomas Mann'ın ilk romanı olan 'Buddenbrooklar', Kasım Eğit'in çevirisiyle Can Yayınları'ndan piyasaya çıktı.
Mann’ın 'Bir Ailenin Çöküşü' altbaşlığıyla 1900 yılında, 25 yaşında kaleme aldığı roman, Kuzey Almanya’da yaşayan zengin bir burjuva ailenin ve aile ticarethanesinin birkaç kuşak boyunca geçirdiği değişimi ele alıyor.
Thomas Mann’ın dünya çapında başarıya ulaşan romanında, yer yer taşlamalı bir biçimde, yazarın kendi ailesi gibi Lübeckli bir tüccar ailenin çöküşü anlatılıyor.
Bu açıdan 'Buddenbrooklar’da öne çıkan, burjuvazinin çalışkanlık, tutumluluk ve görev bilinci gibi değerlerinin, sanatsal ve entelektüel yaşam biçimleriyle olduğu kadar kötü alışkanlıklar, lüks, avarelik, din, hastalık ve ölümlerle de yıkılması.
Birçok eleştirmenin 'Venedik’te Ölüm'den bile büyük bir yapıt olarak değerlendirdiği 'Buddenbrooklar', modern yaşama ayak uyduramayan saygın bir ailenin çöküşünün öyküsüdür.
Doğumlar, evlenmeler, boşanmalar, ölümler, başarılar ve başarısızlıklar aracılığıyla orta sınıf yaşamının ustalıklı bir portresini çizen roman, aynı zamanda kaybolan burjuva değerler için bir ağıt niteliğini taşıyor.
1929’da Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Mann’ın yapıtı, modern edebiyatın klasikleri arasında yer alıyor.
'Venedik’te Ölüm', 'Tonio Kröger', 'Büyülü Dağ', 'Doktor Faustus' gibi yapıtların yazarı Thomas Mann’ın 666 sayfalık 'Buddenbrooklar'ı 31.5 YTL satış fiyatına sahip.
1875 yılında Lübeck'te doğan ve bir tüccar ailenin çocuğu olan Thomas Mann, ilk büyük eserini 1901'de yazdı: 'Buddenbrook Ailesi'.
Daha sonra yazdığı 'Büyülü Dağ'da bir uygarlığın tümüyle çöküşünü, 'Doktor Faustus'ta son savaştan yıkıntı halinde çıkan Almanya'yı anlatan Mann, Hitler iktidara gelince sürgüne gönderildi.
1936'da da Alman vatandaşlığından çıkarılan ve çeşitli ülkelere sığınan Thomas Mann, burjuva geleneklerine ve ahlakına karşı çıkan kesin ve gerçekçi gözlemleriyle natüralist bir yazardır
Değiştirmeye... değiştirmeye geldik!
FİLOZOFLAR FUTBOLCU OLSAYDI
Mark Perryman, çeviren: Almila Özdek, İlkbiz Yayınları, 2004, 131 sayfa
Ders: Futbol. Konu: Dünyayı anlamak, dönüştürüp, değiştirmek için mücadele etmiş insanlar, yani filozoflar olunca, baştan birkaç soru sormak olmazsa olmaz... Nedir bugün futbolun hayatımızdaki yeri? 'Ölmeye geldik' diyen binlerce taraftar gerçek (bırakalım gerçeği, ortalama) birer futbol tutkunu olabilir mi? Futbol da artık bir endüstri ise bir endüstriden keyif çıkarmak mümkün müdür? Ve futbol, kitleleri uyutmak için bir afyon değil midir son tahlilde? Sorular uzar gider. Onun için topu daha fazla dolaştırmadan, doğrudan gol bölgelerine inelim ve biraz da 'radyo günleri' havasında ilerleyelim satırlararasında...
Mark Perryman, İlkbiz Yayınevi'nden çıkan 'Filozoflar Futbolcu olsaydı' adlı kitabında, filozoflardan bir futbol takımı kurmuş. Önce takıma bir göz atalım. 4-4-2 dizilişiyle sahaya çıkan filozofsporun kalesinde, "Bunca yıl dünyanın bana sunduğu sayısız tecrübeden sonra, ahlak ve sorumluluk hakkında uzun vadede en emin olduğum şeyleri futbola borçluyum" diyen Albert Camus var. Savunmanın sağında feminizmin anası, erkeklerin neden kendilerini özne, kadınları da nesne olarak işleyen yazılar yazdıklarını anlamamızı sağlayan Simone de Beauvoir; solunda ise 'Körfez Savaşı Olmadı' diyen provokatif Jean Baudrillard; savunmanın göbeğinde, futbolun üç sonuca da açık bir oyun olduğunu bilen, asıl meselenin 'olmak ya olmamak olduğunu' savunan Shakespeare ve kelimenin tam anlamıyla tehlikeli bir isim Friedrich Nietzsche var.
Orta saha biraz naiv ama akıl dolu isimlerden kurulu: Ludwig Wittgenstein, Oscar Wilde (o parti senin bu parti benim; gece yaşantısına dikkat etmez ise futbol hayatı çok kısa sürebilir), Sun Tzu ve göstere göstere attığı goller ve şık çalımlarıyla ünlü Umberto Eco var. İleri ikilide Antonio Gramsci (Yalnızca sahaflarda bulabilirsiniz artık onun yapıtlarını, ne yazık) ve takımın en genç, dolayısıyla da tecrübesiz ismi Bob Marley var.
Karşılaşma başlamak üzere, söz merkez stüdyolarında.
İKİ GENÇ KIZIN ROMANI Perihan Mağden “Behiyem”, diye boynuna atlıyor Handan. “Nerdeydin? Evde bulamayınca merak ettim seni. Beni bırakıp gitmenden korktum.”
Bırakıyor Handan Kokusu tüm deliklerini bassın; bütün çiziklerini, eziklerini, yaralarını, yırtıklarını kapatsın, iyi etsin. Bırakıyor kendini Handan Kokusu’nun şimdiye dek Behiye’yi bir kez bile yanıltmayan iyi ediciliğine. Kavuştu Handanına. Satmadı onu; döndü işte yazlıktan koşa koşa. Sarmaş dolaş salondaki koltukta oturuyorlar şimdi. Olmaları gereken yerde, olmaları gereken halde. Birbirlerinin kollarında Handan ile Behiye.
2005 yılında Kutluğ Ataman tarafından “2 Genç Kız” adıyla sinemaya aktarılan, İngilizce, İtalyanca ve Macarca’ya çevrilen “İki Genç Kızın Romanı”; ait olmaya, sevmeye, geçmiş yaraları sarmaya ve yeni yaralarla baş etmeye çalışmanın acıtıcı hikayesi...