Tekil Mesaj Gösterimi
  #1 (Daim)  
Alt 01.10.07, 13:06
efsane025 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
efsane025 efsane025 isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 24.09.07
Şehir: KOCAELİ
Yaş: 23
Mesajlar: 78
Tecrübe Puanı: 51
efsane025 has a spectacular aura aboutefsane025 has a spectacular aura about
efsane025 - MSN üzeri Mesaj gönder
Yilmaz Güney'in Hayati

Gerçek İsmi - Yılmaz PÜTÜN
Lakabı - Çirkin Kral

Doğum Tarihi : 1937 / Adana
Ölüm Tarihi : 1984 / Paris

Avrupa'da Türk Sineması deyince uzun süre akla ilk ve ne yazık ki tek isim olarak gelen Yılmaz Güney, ilk, orta ve lise eğitimini Adana'da tamamladı. Simit satmaktan pamuk toplamaya kadar türlü işte çalışarak emek kavramıyla küçük yaşta yakından tanıştı.

İktisat Fakültesi'nde okudu. Burada okurken çeşitli dergilere öyküler yazdı. 1958'de Atıf Yılmaz'ın "Bu Vatanın Çocukları" filminde senaryo çalışmalarına katıldı, yönetmen yardımcılığı ve oyunculuk yaparak sinemaya girdi. 1961-63 yılları arasında fikir suçundan mahkum oldu. 1963-70 yılları arasında önce küçük şirketlerin iddiasız filmlerinde başrol oynadı, senaryolar yazdı.

At Avrat Silah'la yönetmenliğe başladı 1966. 1970'lere gelindiğinde özellikle Anadolu seyircisinin büyük beğenisini kazanmış ve "Çirkin Kral" adıyla anılır olmuştu. "Umut", "Arkadaş" gibi filmleriyle bu dönemde de başarısını sürdürdü. "Endişe"yi çekerken cinayet suçuyla tutuklandı ve 18 yıl hapse mahkum oldu. Hapiste olduğu süre içinde Zeki Ökten'in yönettiği "Sürü" ve "Düşman", Erden Kıral'ın başlayıp Şerif Gören'in tamamladığı "Yol" filmlerinin senaryolarını yazdı.

Daha sonra hapisten kaçarak Fransa'da yaşamaya başladı. Son olarak aşırı karamsar, sert, katı bir film olarak eleştirilen "Duvar"ı çekti.

1937'de Adana'da doğan Yılmaz Pütün, lise yıllarında, bisikletiyle sinemadan sinemaya on altı milimetrelik film bobinleri taşıyarak sinemaya ilk adımını atar. Sinemaya daha yakın olabilmek için Ankara Üniversitesi hukuk Fakültesini bırakır ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne yazılır.

"Sinemayla karşılaşmam 13 yaşındayken oldu. Kavgalı dövüşlü filmlerin gösterildiği fukara sinemalarına gidiyorduk. Kendimizi daha rahat hissediyorduk bu sinemalarda. Mesela bir Galatasaray Sineması vardı, çok güzeldi. Önünden geçer bakardık ama çok lükstü gitmeye korkardık. İstesek parasını verip girebilirdik. Ama ne kıyafetimizi nede yapımızı uygun görmezdik o sinemaya"

Bu arada, Adana'da pursantaj memurluğunu yaptığı Dar film'in İstanbul bürosunda çalışmaya başlar. Atıf Yılmaz'la tanışır ve onun asistanlığını yapmaya başlar.

Önüç dergisinde 1956 yılında yayınlanan Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri adlı öyküsünde komünizm propagandası yaptığı için, 1961 yılında 18 ay hapis ve 8 ay Konya'ya sürgün cezası verilir.

Öyküden ceza almasına neden olan paragraf:
"İğrenerek baktı -iyice iğrenememişti-.Yüzü daha bir buruştu. Yapmacıklı bir sinirle "Siz böylesiniz işte" dedi."En iyiniz bile böyle. Kendi çıkarlarınız için neler yapmazsınız.İşçiymiş.Basit bir işçiymiş-seyircilerin durumlarını da görmek istiyordu-ben bir işçiyim. Beni basit görmezsin değil mi?İşine yararım. Keyfini getiririm; doğru değil mi söylediklerim-söyledikleri doğruydu. Birinci şahıs doğru demiyordu-. Ah domuzlar sizi. Bir gün hepinizin topunuzu attıracaklar ya; dur bakalım ne zaman."

İlk kez hapse giren Yılmaz Güney, hayatının muhakemesini yapar, kendini yeniler ve düşünsel yapısını geliştirir. Kendisine bir misyon biçer, bunu nasıl gerçekleştireceğinin hesaplarını yapar.

Hapishaneden çıktıktan sonra zor günler geçiren Yılmaz Güney'in daha sonra rol aldığı film sayısı artmaya başlar. 1964'te rol aldığı 10 Korkusuz Adam filminde hiç konuşmayan, sürekli arka cebinde taşıdığı konyağı içen bir ayyaşı canlandırır. Bu rol, filmde fazla bir önem taşımadığı halde, Yılmaz Güney'in göründüğü sahnelerde sinema salonları inler. Böylece Yılmaz Güney bir mitos haline gelmeye başlar ve senarist ve oyuncu olarak birçok filmde görev alır.

Ben, oyuncu olarak halkın giyiminden, davranışlarından farklı olmamaya çalışıyordum. Zaten olamazdım ki. Ben zaten kendimi oynuyordum. Şöyle bir durum var: Yaptığım bütün filmlerde benden bir parça vardır.

Seyit Han, Toprağın Gelini ve Hudutların Kanunu filmleriyle ilk işaretlerini veren sürecin sonunda beklenen çıkış Umut filmi ile yaşanır. Türk sinemasında yer yerinden oynar. Umut, Yılmaz Güney'in başyapıtlarından biridir. Ayıca Türkiye'de devrimci sinemanın da ilk ve en iyi örneklerinden biridir. Bu filmi, Acı, Ağıt, Baba, Arkadaş ve Endişe takip eder. 1979'da çekilen Sürü ve 1981 yılında çekilen Yol ile yurtdışında önemli ödüller alır. Yol, Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye kazanır.

"Düşünmeden hiçbir insanın herhangi bir şey yapabilmesine imkan yoktur. Ben sadece düşündürmek istiyorum."


Yılmaz Güney, aydın kimliğinin sorumluluğunu taşımış ve bedelini ödemekten kaçınmamıştır.

81 yılına kadar yaşamının büyük kısmı cezaevlerinde geçen Güney'in son dönem filmleri arasında Yol (Altın Palmiye), Sürü ve Duvar yer alıyor. 80 İhtilali sonrasında adının ağza bile alınması yasak olan Güney, 12 Eylül sonrasında binlerce insanın cezaevlerinde tecrit edildiği bir Türkiye'yi anlatabilmenin en gerçekçi yolunun cezaevlerini anlatan bir filmden geçtiğini dile getiren Güney, sloganlarla bezeli bir film yapısından uzak durabilmek için Ankara Cezaevi sübyan koğuşunda köle hayatı süren çocukların trajik öyküsünden yola çıkmış. 17 yıllık bir gecikmeyle Türk izleyicisine merhaba diyecek olan film 74 yılında Yumurtalık Savcısı'nı öldüren Güney'in 24 yıla mahkum olup cezaevinden yurtdışına kaçtıktan sonra 1983'te bir hapishanede yaşananları anlattığı Duvar (Le Mur) filminden sonra 9 Eylül 1984'te hayata gözlerini kapar.





yılmaz güney üzerine röportaj


* Bir Yılmaz Güney filmi çekiliyor ama sessiz sedasız. Neden?

Özellikle böyle davrandık çünkü başlarken speküle edilsin istemedik. Bizim yapmaya çalıştığımız başka bir şey çünkü, Yılmaz Güney'in hayatı değil. Yılmaz Güney'i elbette simgeleyen bir sanatçının bir gecesi ve bir günü. Bir hapishaneden bir hapishaneye nakil süresi içinde geçen bir hikâye. Karısıyla ilişkisi, kendisi, hayata bakışı tartışılıyor. O yüzden bu speküle bir şey olabilirdi.

* Kim tarafından speküle edilebilirdi?
Bizim onun anısını zedelermişiz gibi bir korkumuz vardı aslında. Başka bir şey anlatmak istiyordu Erden.

* Farklı bir şey derken...
Yani Yılmaz Güney'den hareketle, ama o değil, halkı tarafından efsaneleştirilmiş bir sanatçının, tutsak bir sanatçının, genç bir yönetmenle çatışması.. Usta-çırak ilişkisi yani. Bir de onun üstünde, özgürlük ve yaratıcılık meselesini tartışmak... Bunların hangi şartlara bağlı olduğu... Yılmaz Güney son dönemin en önemli senaryolarını, hazırlıklarını yaptı ama çekemedi. Çünkü tutsaktı. Başka birilerine teslim etti bunları, başka yönetmenlere verdi. Bunun acısını anlatmak istedik biraz.

* Neden Yılmaz Güney'in hayatı değil de salt bir yol hikayesi peki?
Bu konuda Fatoş'un (Güney) öyle bir hazırlığı var. Daha çok anlatılacaktır zaten Yılmaz Güney. Tam anlamıyla anlatılamadı ki o. Yasaklardan zor kurtulduk. Bu ilk adım.

* Uluslararası ayağı?
Türkiye'de 3 Mart'ta gösterilecek ama öncesinde Berlin Film Festivali'ne müracaat var. Cannes'dan talep gelirse değişebilir.

* Arada filmin ismi değişti sanıyorum...
Adı 'Yolda' aslında. Bir şey yaptığınızda hep yoruma açık olur ya; Yol filmi ve Yolda. Ondan biraz ürküldü, 'Rüzgar Geri Getirirse' diye değiştirildi ama son karar 'Yolda.'

* Sizin bu filme dahil olmanız Yılmaz Güney'i tanımanızdan mı kaynaklanıyor? Başka biri yok mu Yılmaz Güney'i oynayacak memlekette?
Bunu yönetmene sormak lazım. Benim oyunculuğuma onun özel bir ilgisi vardı. Doğrusu Türk sinemasında bir öncelikler meselesi varsa; ben Yılmaz Güney'le sinemaya başlamış bir adamım. Bir de benim için hala geçilmemiş bir duraktır Yılmaz Güney.

* Sizin sinemada adınızın duyulması da onun yerine oynamanızla başladı değil mi?
Tabii. Ben çok önemli bir tiyatro hareketinin içindeydim; o da hapiste. Sinema yapmayı çok düşünmüyordum. Güney Film'den böyle bir öneri geldi; 74 yılıydı. İzin filmiydi. İlk filmim. 'İşte yeni çirkin kral' diye manşetler atılınca Yılmaz Abi rahatsız olmuştu hatırlıyorum. Yılmaz Güney'in yerine oynayan çocuktum. Sinemaya öyle başladım ve çok sevdim.

* Bu filmle sinemaya başlamanız toplumsal içerikli filmlerde oynamak gibi bir misyon mu yükledi size?
Ben zaten tiyatro yapan biri olarak belirli bir tavrı ve seçimi olan biriydim.

* 'Ben oyuncuyum, her rolü oynarım kardeşim' deyip oyunculuğa profesyonel bakmanızı engellemedi mi yani bu durum?
Elbette gerçekçi filmlerde oynamak gibi, fantastik filmde oynayamamak gibi, ağır takılmak gibi.. Ne bileyim mutlaka kader haline dönüşüyor. Ama ben onu yırttım! Yani bir sürü değişik şeyler yaparak, değişik şeyler oynayarak yırttım. Ama benim fiziğimin o günlerde aranır olması sözkonusu değildi.

* Tamam siz kaderinize ne düştüyse, o bakış açısıyla yolunuza devam ettiniz. Ama bundan memnun muydunuz, kabuğunuzu kırmak için içiniz içinizi yiyor muydu?
Hah ha... Bu çok tehlikeli bir soru! Mutlaka zincirlerini kırma duygusu vardı. Ne bileyim, ben bu filmde oynamam dediğin bir takım filmlerde oynamak, aktör olarak daha gelişip serpilebileceğin alanlarda olmak gibi bir duygu alttan alta vardı ama biz bunu yapmayız biçiminde bir terbiye de vardı.

* Fizik olarak da buna mecbur kalmış olabilir misiniz; sert abi, oturaklı abi rolleri şartmış belki de sizin için!
Beni öyle hemen film oyuncusu olacak şekilde yorumlamadılar zaten. 'Bu karanlık fizikten başrol uyuncusu olmaz' dediler. Ben iddia ettim! Tutunabilmem çok kolay olmadı.

* Nasıl başardınız?
Hayatı keşfe çıkmış biriydim. Ünlü olacağım, hanlarım, katlarım olacak derdinde değildim. Lezzeti arıyordum ben. Yani benim kendimi ifade yolum oyunculuktu ve bunda ısrar ettim. Kendi ellerimle inşa ettim biraz. Ama müthiş düştüğüm anlar oldu, 'Ulan işi yapamayacağım galiba' diye...

* Neler yaşadınız?
Benim çok daha iyi oynayabileceğim sürü rolü başka birileri oynuyordu. Her seferinde yeniden başlar konumundaydım. Kategorik değildim belki. Hani kategoriler vardır ya, fiyatı olan insanlar filan... Afiş sözkonusu olurdu, 'E sen bizdensin' gibi laflar! Öyle olmaz böyle olur dedim ben de! Reddetiğim ticari filmlerden birine 'evet' dedim. O müthiş para getirdi. O sene 12 tane film yaptım.

* Sert, masaya yumruğunu vurdu mu deviren bir fotoğraf veriyorsunuz ama sinemanın ezilen çocuğuymuşsunuz!
Yani ruhuma sorarsan elbette. İçimde biriktirdim çok şeyi. Abi kültürüyle gelmedim buraya. Düşüncelerimi söyleyen biriydim hep. Bu da çok affedilmedi! Bu işe başladığımdan beri Zeki Ökten en yakın arkadaşım. Ama ben onun hiçbir filminde oynamadım mesela.

* Neden?
Ben de sordum bir gün, hiç unutmam. Bir filmi var, Ses. 12 Eylül'de işkenceyi anlatan bir film. Seyrettim ve Zeki'ye gittim; 'Seni hiç affetmeyeceğim. Böyle bir film çekmişsin, bir gün insan sormaz mı? Ben bunları yaşadım biliyor musun? Bırak benim oynamamı, ne hissettin diye sormaz mı insan? Sormak bile gelmedi mi aklına' dedim.

* Cevabı ne oldu?
Susar o... Ama anlamıştır.
__________________
BEN KiMiM



Kimine Göre Hacker Kimine Göre Lamer,Kimine Göre İyi Kimine Göre Kötü,Kimine Göre Paylaşımcı Kimine Göre Sömürücü,Kimine Göre Dost Kimine Göre Düşmanım,Kimine Göre durgun Kimine Göre Hareketli,Kimine Göre Çaylak Kimine Göre Profösyonel......



Siz BeNi NaSıL GöRüRsEnİZ ÖyLEYiM...



ISmARLAmA AŞkLARA TAhAMmÜLÜm YoK ,
YA AdAM Gİbİ SeV , YAdA ÇeK GİT.
DAL RÜZGARI AF ETSE BİLE
KIRILMIŞTIR BİR KERE...




Konu efsane025 tarafından (01.10.07 Saat 13:12 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla