Tek Mesaj görüntüleme
  #1 (permalink)  
Eski 30.06.07, 01:33
clique clique isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Forum Kurdu

 
Giriş tarihi: 23.08.06
Konum: İstanbul - Üsküdar
Yaş: 34
Mesajlar: 606
Tecrübe Puanı: 168
clique has a reputation beyond reputeclique has a reputation beyond reputeclique has a reputation beyond reputeclique has a reputation beyond reputeclique has a reputation beyond reputeclique has a reputation beyond reputeclique has a reputation beyond reputeclique has a reputation beyond reputeclique has a reputation beyond reputeclique has a reputation beyond reputeclique has a reputation beyond repute
clique - MSN üzeri Mesaj gönder
ABD'nin 20 Adımda "Demokrasi Projesi"

Merhaba arkadaşlar,

Bu akşam sizlere ABD'nin "Project Democracy" dediği ülkelere demokrasi ve özgürlük getirme adı altında bölme ve parçalama sisteminin nasıl çalıştığını yazacağım. Bu yazı da diğer yazılarım gibi herhangi bi yerden kopyala/yapıştır değil. Uzun uzun detayı ile yazacağım adımların pek çoğunun zaten şu anda Türkiye'de gerçekleştirilmiş olduğunu göreceksiniz.

Gördüğünüz zaman zaten parti kavgalarının ne kadar gereksiz olduğunu bir kere anlayacaksınız. Nasıl bir tuzağın içine çoktan düştüğümüzü daha net göreceksiniz. Bizlerin nasıl kandırıldığına şahit olacaksınız..

Beyin temizleme, beyne yeni algılama düzeneği yerleştirme, örgütleme, kimlik oluşturma ve eyleme geçirme süreci 20 adımda gerçekleştilir..

20 Adımda "Demokrasi Projesi"
  • Kamuoyu oluşturucuları yaratma: Aydınlara, yazarlara, bilimadamlarına yönelik ülke içinde ve dışında masrafları karşılanarak konferanslar vermek. Katılımcımlardan ülke hakkında bilgi alarak "düşünce" ve "örgütlenme" özgürlüğü altında yeniden yapılanma düşüncesini benimsetmek. (Eh, bunun en somut örneği son olarak O.Pamuk ile yerine getirildi. Diğerlerini saymama bile gerek yok. Halen tam gaz devam ediyor.)
  • Sivil Toplum Örgütleri oluşturma: Alt örgütler yoksa, hemen Helsinki Nihai Senedi kapsamında Helsinki Yurttaşlar ve Ortak Zemin Merkezleri örgütlemek ve koşullar olgunlaştıkça,uzaktan yönlendirilebilecek bir ilişkiler ağı adı altında insan hakları ve benzeri örgütlenmelerin kurulması. (Bu adım IHD vs. gibi derneklerle zaten 10-15 yıl önce aşıldı. Helsinki Yurttaşlar Derneği'ne dikkat edin. Her taşın altından çıkar.)
  • Propaganda kaynaklarını arttırma: Yeni propaganda aygıtlarının (radyo, gazete, dergi, televizyon, video yayını) devreye sokulması. Magazinsel içerikli, insan hakları, özgürlük ve demokrasi üstüne sürdürülen yayınların yoğunlaştırılması. (TV ve gazetelerin ne halde olduğunu siz hepiniz gayet iyi biliyorsunuz. Bu aşamayı da çoktan geçmiş durumdalar.)
  • Casus yerine medyayı kullanma: Casuslar yerine yayın muhabirleriyle yerinden bilgi elde etmek için yaygın bir eğitim programının gerçekleştirilmesi (Eskiden haber almak için casus vs. gerekirdi. Şu anda medya 5. güç olmuş durumda. Medyadan birşeyi gizlemek imkansız. Herşeyi biliyorlar, halka ne kadarını vermek isterlerse o kadarını sunuyorlar.)
  • Bilimsel ve toplumsal konferanslar: Bilimsel ve toplumsal konferansların çoğaltılması. Yerel, vakıf ve "think tank" derneklerinin kurulması. (Malumunuz ortalık çeşitli dernek, vakıf ve üniversitelerin konferanslarından geçilmiyor. Boğaziçi Üni.sinde geçtiğimiz aylarda ünlü Ermeni Soykırımı Konferansı vardı mesela.)
  • İşadamları dernekleri ve partilere müdahil olma: İşadamları derneklerinin, sendikalarının kurulması, varolanların içine bilim danışmanlarıyla sızılması. Siyasi partilere eğitim programlarıyla, particilik dersleriyle yaklaşarak kadroların yönlendirilmesi. Gençliğin "düşünce özgürlüğü" ve "siyasi katılımcılık" propagandaları ile örgütlenmesi (TUSIAD vs. gibi dernekleri zaten biliyoruz. Bunlar zaten tam ajan. Siyasi partilerin nasıl yönlendirildiği de ortada. Saçma sapan adaylar bir o partide, bir bu partide. Toplulukların da gerek miting gerekse diğer şekilde nasıl gaza getirildiğini biliyoruz.)
  • Gizli ve yarı gizli istihbarat çalışmalarının azaltma: Bunun yerine medya muhabir ağzıyla açık ve yaygın istihbarat toplanması. Mümkünse ABD televizyonlarının yerli şubeleriyle yayına geçilmesi, yerli medyanın ele geçirilmesi (Yabancı TV'ler zaten yayında CNBC-E, Fox bunlardan ikisi. Yerli medyanın da ne kadar yerli olduğunu biliyoruz)
  • Etnik ayrılıkları güçlendirme: Etnik kültür anımsatma programlarına başlanması, yerel toplantıların uluslararası platforma taşınması, ulusal-bölgesel bütünleştirici özelliklerin azımsanarak, yerel tarih, yerel kültür araştırması adı altında eskiye özlem yaratılması (Bu ne yazık ki yeni atılan bir adım. TRT'de (devlet televizyonunda dikkatinizi çekerim) kürtçe, lazca, boşnakça vs.. yayın yapılması gövde gösterisiydi. Akabinde kürtçe özel gazete, radyo, tv ile yaygınlaştırıldı. Diğer yandan alevilere dışardan destek verildi. AB'den gelen kredilerle bunlara ait kültür projeleri hazırlandı.)
  • Yanlış ve eksik bilgilendirme: Kitlelerin akıl denetimlerini ele geçirmek üzere yoğun propaganda ve yanlış bilgilendirmeyle tarihsel devlet kurumlarının yıpratılması, toplumsal kimliği karıştırmak için tarihsel ve toplumsal gelişim gerçeklerini tahrif ederek, yeni kimlikli toplumlar yaratılması (Kasıtlı çarpıtılan bilgiler Danıştay Suikastı, Şemdinli Bombalanma Olayı vs. gibi olaylarda iyice belirgin hale geldi. Cumhurbaşkanlığı ve Anayasa Mahkemesi tartışılır konuma sokuldu. RTE ağzından "Türkiyelilik" gibi uyduruk kavramlar üretildi)
  • Yolsuzluk kampanyaları: "Yerinden yönetim" taleplerini yükselterek, devletin egemenliğini zayıflatılması. Yolsuzluk olaylarının abartılarak topluma aşağılık duygusunun yerleştirilmesi, halkın çaresizliğe itilmesi (Bu dönemde g.doğudan "yerel yönetim" talepleri de iyice arttı, belediye başkanlarınca dile getirildi. Daha önce de Özal döneminde konuşulmuştu. Yolsuzluk ise yine Özal döneminde patlama yaptı. Benim memurum işini bilir dedi, o günden beri belimiz doğrulmadı.
  • İktisadi ortamı denetleme: Borç ekonomisinde istendiği zaman hükümeti zora koşmak için dalgalanmalar yaratmak üzere para piyasalarının dışardan gelen uluslararası vurkaç tefecilerine sonuna kadar açılması (Bu adım çoktan geçildi ne yazık ki. Borsanın %70'i yabancı, bankaların yarısına yakını yabancıların eline geçti, hangi taşın altına baksanız yabancılar var. Kısaca boynumuzda ilmik ipimizi çekecekleri anı bekliyoruz.)
  • İşadamlarını örgütleme: Yerel işadamı örgütlerinin ve ilişki bürolarının kurulması; başına buyruk, devlet denetiminden giderek uzaklaşan "serbest ekonomi" ve "serbest pazar" düzeninin kabul ettirilmesi (Bu da 23 yıl önce serbest ekonomi & pazara geçiyoruz diye Özal tarafından yapıldı. Çağ atlıyoruz dedi, bi baktık elalem bizim üstümüze atlamış)
  • Ulusal sanayinin yıkımı: Ulusal iktisadın çökertilmesi için, ulusal sanayileşmenin ve enerji kaynaklarının yıkıma uğratılması için toplum ve devlet arasında çatışmayı da içerecek biçimde çevreci akımların, örgütlerin desteklenmesi ve ulusal madenciliğin, doğal yakıt üretim kaynak işletmeciliğinin ulusal egemenlik alanının dışına çıkarılması (Özelleştirme ayağına elde KİT kalmadı. Enerji, maden sektöründe önemli şirketler yabancılara satıldı. Bir dönem enerji satan ülke iken, enerji alan ülke durumuna düştük. Ayrıca Greenpeace tadında oluşumlar desteklendi.)
  • Orduları ulusal savunma kimliğinden koparma: Güvenlik güçlerinin ulusal yapılarının korunmasına yönelik müdahalelerini önlemek için, profesyonelleştirmek. Devlet egemenliğine sahip çıkmaya çalışan orduları geriletmek için, kışkırtmalara başvurularak ordu yönetimlerinin günlük siyasete çekilmesi, ordu içinde politik tartışma ve ordu ile halk arasında cepheleşme yaratılması (Şu anda tam da bu adım ışıl ışıl işlemekte. Tam olarak halkı orduya karşı kışkırtabilmiş değiller ama yine de bir kesim orduya cephe aldı.)
  • İnanmış liderlerin yetiştirilmesi: Liderlik programlarıyla güdümlü ve yeni dünya düzenine tapınan liberal önderlerin üretilmesi ve yeni partiler kurulması varolanlara yeni liderler yerleştirilmesi, parti programlarının rejimle hesaplaşmaya yönelik birer kışkırtma programına dönüştürülmesi (Peki sizce kimi anlatıyor bu adım? BOP eşbaşkanı, liberal demokrasiyi savunan yepyeni liderimiz, R.T.Erdoğan. Bunun önceki sürümü de T.Özal ve ANAP idi. İkisi de yeni parti olarak kuruldu ve rejimle ikisinin de başı pek hoş olmadı.)
  • Ulusal bunalımlar yaratılması: Ülkede sık sık iktisadi dalgalanma yaratarak bunalım aralarını kısa tutmak, halkın moralini bozmak. Ulusal devlet merkezinin elindeki en büyük güç olan para kaynaklarının, bankaların, devlet şirketlerinin kapatılması, yabancı şirket egemenliğine geçirilmesi. (1994, 2001 krizini yakın tarih olması sebebiyle hatırlıyoruz. Halkın hiçbir şeye inancı kalmadı. Yabancıların elinde oyuncak olduk. Elimizde avucumuzda ne varsa sattık savdık, ne KİT kaldı, ne banka. Yabancı şirketler ülkenin gelirinin büyük kısmını elinde tutuyor. Kurbanlık koyun modundayız, yeni kriz için.)
  • Silahlı kuvvetlerin zayıflatılması: İktisadi bunalımı bahane ederek toprak bütünlüğünü koruma aracı olan ulusal ordunun, silah donanımlarıyla komuta kontrol ve iletişim sistemlerinde yenilenme alımlarının kısıtlanarak, zayıflatılması ve ulusal sınırların gevşetilmesi (Ordumuz dışardan gelen mevcut faal tehditlerden dolayı sürekli modernizasyon ve geliştirilme durumunda. Buna şimdilik şerh koyacak bir hükümet yok. Daha o aşamaya gelememişler yani)
  • Devlet yönetiminin kargaşayla ele geçirilmesi: Seçim darbesiyle egemen devletin ele geçirilmesi. Merkezi direniş olursa yaygın ve sürekli kitle gösterileri düzenlenmesi. Bu sürecin hızlandırılması için halkı ikna edici etnik çatışmaların düzenlenmesi, ölümle sonuçlanan kışkırtmalarla etnik ya da mezhepsel kimliklerin kemikleştirilmesi (Şu anda Irak'ta yaptıkları tam olarak budur. Kardeşi kardeşe kırdırıyorlar. Bunun bir benzerini de bize 1980'lerde yaşatmışlardı. İnşallah o günleri tekrar yaşamayız.)
  • Belediye hizmetlerinin yabancı şirketlere devredilmesi: Yerel yönetimi güçlendirme adı altında toplumsal hizmetlerin "karlılık" esasına oturan şirketlere devredilmesi, su-elektrik gibi kentsel işletmelerin yabancı şirketlere devredilmesi için alt yapının oluşturulması (Eh, bu zaten çoktan atılmış bir adım. Belediyeler çoğu işini zaten özel firmalara ihale ediyor. Bugün yarın, yabancı elektrik ve su şebekesi de görürüz..)
  • Kültürel kaynaşmanın yıkımı: "Çok kültürlülük" ve "Mozaik toplum" propagandası ile toplumsal ortak kültürün temellerinin yıkılması. Din kültürünün parçalanması, ulusal dayanışmayı pekiştirici etkisinin yokedilmesi için "medeniyetler arası diyalog" programıyla Batı'nın güdümünde eritilmesi. Böylece azınlık din kurumlarıyla, ulusal egemenliğin karşısında ortak dinsel cephe oluşturulması. (Başbakanımızdan çok kültürlülük, mozaik toplum, Türkiyelilik söylemleri duymaya alıştık. Ayrıca medeniyetler arası diyalog oyununda geçtiğimiz aylarda İspanya başbakanı ile de kolkola idi. Hatta bir ara papaz kıyafeti de giymişti kendisi. Kısaca bu aşama da geçilmiş durumda)
__________________

clique tarafından (30.06.07 Saat 01:35) değiştirildi.
Alıntı ile Cevapla