| Ce: 'Seçime tek başımıza gireceğiz' Yıl 1977 Nisanın 15 ci günü Ankara da açık ve güneşli bir hava var. 15 Nisan 1977, tarihe “MHP’ nin 15 Nisan ya da kısaca büyük mitingi “ olarak kayıt düşülen gün.
Ülkücü hareketin 15 Nisan mitingini yaşamayanlara, o günün havasını teneffüs etmemiş olanlara, o muhteşem manzarayı anlatmak kolay olmasa gerek. O günkü büyük coşkuyu, yürüyüş intizamını ve ahengini anlatmak zor elbet. Bazılarının “ Dünyanın hiçbir ordusu bu kadar kalabalıkla bu kadar düzenli yürüyemez “ dedikleri yürüyüşten bahsediyorum. 15 Nisan 1977 mitingi için sadece Ülkücü hareketin en büyük mitingi olarak tarihe kayıt düşülmedi. Ne önce ne de sonra Ankara’nın böyle bir mitingi bir daha görmediği söylenir. Başbuğ Alpaslan Türkeş ve arkadaşları en önde olmak üzere Kurtuluş Parkından büyük yürüyüş başladıktan saatler sonra Tandoğan Meydanı hınca hınç doluyor. Hatipler bir türlü kalabalığın tamamına hitap edemiyorlar. Zira konuşmacıların sesleri Tandoğan meydanından Ankara semalarına doğru yükselirken aynı zamanda daha henüz Kurtuluş Parkında yürüyüş için bekleyenlerin “ Milliyetçi Türkiye. Başbuğ Türkeş” sesleri yeri göğü inletiyordu. 15 Nisan 1977 Ülkücü hareket için bir milattır. Anadolu insanının, taşranın, Mazlum ve horlanmış Türk gençliğinin, Milletin makûs talihini yenme iradesine talip olduğu gündür. Türk Milliyetçilerinin iktidar yürüyüşüdür. O öyle bir yürüyüştür ki O gün, Kurtuluş, Saman pazarı, Tandoğan’dan Çankaya sırtlarına doğru yükselen saf ve tertemiz Anadolu gençliğinin “ Milli devlet güçlü iktidar” nidaları ülkenin kaderini elinde tutan kompleksli menfaatçi iktidar sahiplerini o kadar rahatsız etmiştir ki, Milliyetçi hareketin iktidar yürüyüşü ancak 12 Eylül 1980 cuntasının askeri darbesiyle önlenebilmiştir. Yıl 2007, yine bir 15 Nisan günü yine Ankara’ da Ülkücü hareketin bir kurultayı var. Şimdiden itiraz edenleri duyar gibi oluyorum. “Bu defa iki parti var. Bir partinin kurultayı bütün Ülkücüleri temsil etmez” demekte haklı da olabilirsiniz. Fakat ben başka bir şey söylüyorum. Ben “Türk milleti en bunalımlı ve zor dönemlerinden birisini daha yaşamaktadır” diyenlere sesleniyorum. Siz ey, Ülkücülüğü dilinden düşürmeyenler. Siz ey, Ülkücülük fedakârlıktır diyenler. Siz ey, Vatanı sevmek uğrunda ölebilmektir diyenler. Siz ey, Şahsi menfaatlerini, şahsi kaygılarını ille de kibirlerini ülke menfaatleri için çiğnerim diyenler. Siz ey, Kandil dağlarına mesaj gönderenler. Siz ey, Dava uğrunda fedakârlık yapabilmektir diyenler. Sizden çok şeyde istemiyorum. Hatta çok ta basit bir şey için size yalvarıyorum. Kendiniz zaten gelmeyeceksiniz bunu da adım gibi biliyorum. Ama ne olursunuz mesajlarınız gelsin. Temsilcileriniz gelsin. Sevginiz gelsin. Gelin bir olalım iri olalım diri olalım. 15 Nisanı bir parti kurultayından çıkaralım. Gelin 15 Nisanı Ülkücü hareketin iktidar yürüyüşü yapalım. Gelin 15 Nisan da ortaya bir iktidar projesi koyalım. Gelin 15 Nisan da “Ülkücüler el ele iktidara” diye avazımızın çıktığı kadar bağıralım. Ve de bunu öyle seslendirelim ki, bu kutlu davanın önünde kimse duramasın. Ben size birleşin de demiyorum. Ben size ülkücüler el ele meclise de demiyorum. Ben size iktidar ortaklığımı öneriyorum. Hayır önermiyorum. Bu nu adım gibi biliyorum Yeter ki ne olur bir kere deneyin. Ben size Ülkenin kaderine el koymayı öneriyorum. Ben size kibrinizden de arının demiyorum. Hatta bütün kibrinizle ellerinizi bile sıkmadan bu milletin karşında bir kürsüde yan yana dursanız yeter diyorum. Bunun yeteceğine bütün kalbimle inanıyorum. Sizler bunu yaptığınız zaman bu asil milletin bu kutlu davanın hatırına her şeye rağmen size emanetini teslim edeceğini söylüyorum. Ben 15 Nisan da dava arkadaşlarımla kucaklaşmak istiyorum. Ben 15 Nisan da Ankara’ ya bir siyasi parti kurultayına gitmeyeceğim. Ben o gün Ankara’ ya “ 15 Nisan 1977” ruhunu yaşamak için gideceğim. Ben 15 Nisan da bütün ülkücüler hep bir ağızdan “ Çırpınırdı kara deniz bakıp Türkün bayrağına “ marşını söylerken doya doya ağlamak istiyorum. Tıpkı 1992 de ki o ayrılık günülerinde bir seher vaktinde hüngür hüngür ağladığım gibi. Sanmayın ki sadece yağmurda rahmet vardır. Gözyaşı da rahmettir. Keşke ağlayabilsek. Keşke gözyaşlarımız kibirlerimizi eritebilse. Keşke gözyaşlarımızla kucaklaşabilsek. Bütün makamlar sizlerin olsun. Yeter ki bana üç hilalli güller altın da doya doya ağlama fırsatı verin. Ve ne olursunuz onuncu ölüm yıl dönümünde rahmetle andığımız Türkün Başbuğuna bu defa olsun kulak verin.” Türk Milletinin aydınlık geleceğinin müjdecisi olan sevgili gençler, evlatlarım, hepinizi ayrı ayrı en derin saygı ve sevgilerimle selamlıyor kucaklıyorum” Dr. Ali KURT - Amasya
bu yazıyı bir ülküdaşımız yazmış...bende paylaşmak istedim... arkadaşlar gelin bu ruhu yaşatalım. ülkücüler el ele iktidara diyelim bir olalım birlik olalım şimdi milliyetçi Türkiye mili iktidar zamanı |