Tekil Mesaj Gösterimi
  #7 (Daim)  
Alt 16.09.06, 12:08
NuR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
NuR NuR isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Kıdemli Üye
 
Üyelik Tarihi: 15.07.06
Şehir: istanBuLL
Yaş: 23
Mesajlar: 1.333
Tecrübe Puanı: 215
NuR is a glorious beacon of lightNuR is a glorious beacon of lightNuR is a glorious beacon of lightNuR is a glorious beacon of lightNuR is a glorious beacon of light
NuR - İCQ üzeri Mesaj gönder NuR - AİM üzeri Mesaj gönder NuR - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Ce: BiLim Tarihinin En Büyük SahtekarLıgı ; Evrim..

DARWINİZM VE PAGAN "EVRİM" HURAFESİNİN CANLANMASIPagan dünyasına ait olan, ancak 18. ve 19. yüzyılda yeniden Avrupa'ya taşınan batıl inançların biri, tüm canlıların tesadüfler sonucunda ve birbirinden türeyerek oluştuklarını öne süren "evrim teorisi"ydi.
"Canlılar ve insan nasıl var oldu?"



paganlar, bu soruya "evrim" diye cevap vermişlerdi. İlk kez eski Sümer yazıtlarında rastlanan evrim kavramı, asıl olarak eski Yunan'da şekillendi. Thales, Anaksimenderes ve Empedokles gibi pagan felsefeciler, canlı varlıkların yani insan, hayvan ve bitkilerin hava, ateş ya da su gibi cansız maddelerden kendiliğinden oluştuklarını iddia ettiler. Bu teorilerine göre ilk canlılar suda ve birdenbire, kendiliğinden ortaya çıkmış, bazı hayvanlar zaman içinde suyu terk etmiş ve karaya uyum sağlamışlardı. Thales uzun süre Mısır'da bulunmuştu. Mısır'da ise "canlıların kendiliğinden çamurdan oluştuğu" hurafesi yaygındı. Mısırlılar Nil nehri çekildiğinde ortalığa yayılan kurbağaların bu şekilde oluştuğunu sanıyorlardı.

Thales de bu hurafeyi kabul etmiş ve üzerine birtakım mantık yürütmeler yaparak tüm canlıların kendiliğinden oluşabildiğini ileri sürmüştü. Thales bu iddiaları ileri sürerken, deneye veya gözleme değil, sadece mantık yürütmeye dayanıyordu. Eski Yunan'daki diğer evrimci filozoflar da aynı yöntemi izlediler.

Thales'in bir öğrencisi olan Anaksimenderes, evrim teorisini geliştirdi. Onun batı düşünce hayatına soktuğu iki büyük maddeci anlayış vardır. Bunlardan birincisi evrenin sonsuzdan gelip, sonsuza gittiği, ikincisi ise Thales döneminde yavaş yavaş şekillenmeye başlayan canlıların birbirlerinden evrimleştikleri fikridir. Hatta "Doğa" ismini taşıyan klasik şiiri, evrim teorisinin anlatıldığı ilk yazılı eserdir. Anaksimenderes bu şiirinde hayvanların, güneş ışığıyla buharlaşan bir balçıktan meydana geldiğini yazmıştı. İlk hayvanların dikenli ve pullu kabuklara sahip olduğunu ve denizlerde yaşadığını düşünmüştü. Bu balığa benzeyen yaratıklar daha sonra değişim geçirmiş, karaya geçmiş, pullu kabuklarını dökmüş ve insana dönüşmüştü.6 Anaksimenderes'in evrim teorisine nasıl bir temel oluşturduğu ise felsefe kitaplarında şu şekilde tarif edilir:



İşte-böyle; şüphesiz Allah, O, Hak olandır ve şüphesiz O'nun dışında taptıkları ise, batıldır.
Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür.

(Lokman Suresi, 30)


… Başlangıçta tüm yaratıklar, suda yaşayan varlıklardı. Sonradan suların çekilmesi, kara parçalarının oluşması ile bu sularda yaşayan yaratıklar karada yaşayan canlılar biçiminde değişim geçirdi. Bu teori, evrim teorisinin ilki ya da başlangıcı sayılabilir

Kısacası Darwinizm'in iki temel unsurundan biri, yani canlıların tesadüflerle birbirlerinden türedikleri varsayımı, doğrudan pagan felsefesinin ürettiği bir iddiaydı. Darwin'in teorisinin ikinci önemli unsuru olan "yaşam mücadelesi" kavramı da yine pagan bir inanıştır. Doğadaki canlılar arasında bir yaşam savaşı olduğu tezini ilk öne sürenler Yunan felsefecilerdir.
Pagan düşünürler tarafından, deneye ve gözleme değil, soyut akıl yürütmeye dayanılarak ortaya atılan evrim fikri, 18. yüzyıl Avrupası'nda yeniden yankı bulmuştur. Pagan düşüncesindeki evrim fikri, "Büyük Varoluş Zinciri" olarak tanımlanmış ve evrim teorisinin ilk öncüleri olan Benoit de Maillet, Pierre de Maupertuis, Comte de Buffon ve Jean Baptiste Lamarck gibi Fransız bilim adamları bu kavramdan etkilenmişlerdir. Buffon, Histoire Naturelle adlı kitabının hemen başında, kendisini "Büyük Varoluş Zinciri doktrininin yorumlayıcısı" olarak tanımlamaktadır. Buffon'dan Lamarck'a geçen evrimci anlayış, ondan da Charles Darwin'e miras kalmıştır.





Charles Darwin'in dedesi olan Erasmus Darwin de pagan inançlara sahip bir evrimciydi. Erasmus Darwin, İskoçya Edinburgh'daki ünlü Canongate Kilwining mason locasının üstadlarından biriydi. Dahası, Fransa'daki Jakobenlerle ve din düşmanlığını bir numaralı görev haline getiren masonik İlüminati örgütüyle de yakın bağlantısı vardı. Kurduğu sekiz dönümlük botanik bahçede yaptığı araştırmalarla Darwinizm'e temel teşkil edecek mantıkları geliştirmiş ve bunları The Temple of Nature (Doğa Tapınağı) ve Zoonomia adlı kitaplarında toplamıştı. Erasmus Darwin'in kitabına isim olarak kullandığı "Doğa Tapınağı" kavramı, gerçekte sahip olduğu pagan inancın bir ifadesiydi: Doğanın yaratıcı bir güce sahip olduğuna inanan eski pagan inançların bir tekrarıydı bu

DARWINİZM'İN FAŞİZME OLUŞTURDUĞU ZEMİN

Sümer ve Yunan paganlarından miras kalan "Evrim" efsanesi, Charles Darwin'in 1859 yılında yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabıyla Batı dünyasının gündemine geldi. Darwin, bununla ve daha sonra yayınlanacak olan İnsanın Türeyişi isimli kitabıyla, Hıristiyanlıkla birlikte Avrupa'dan silinmiş olan bazı pagan kavramları yeniden gündeme getiriyordu. Hem de bunları "bilim" kılıfı içinde meşrulaştırıyordu. Darwinizm'in meşrulaştırdığı -ve sonradan faşizmin doğuşuna zemin hazırlayacak olan- pagan kavramlar, şöyle sıralanabilir:

1) Darwinizm, ırkçılığa meşruiyet kazandırıyordu: Darwin, Türlerin Kökeni adlı kitabının alt başlığında şöyle yazmıştı: "Doğal Seleksiyon ve Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması Yoluyla". Darwin, bu ifadeyle, doğadaki bazı ırkların diğerlerine göre "kayırılmış", yani üstün olduğunu iddia ediyordu. Bu iddiasının insan ırklarına bakan yönünü İnsanın Türeyişi adlı kitabında açıkladı: Avrupalı Beyaz ırkların, zenciler, Asyalılar, Türkler gibi ırklara göre üstün olduğunu ve onları köleleştirebileceklerini ileri sürdü.


2) Darwinizm, kan dökücülüğe meşruiyet kazandırıyordu: Darwin, yine kitabının altbaşlığından da anlaşıldığı gibi, doğada ölesiye bir "yaşam mücadelesi" olduğunu ileri sürmüştü. Bu yaşam mücadelesinin hem ırklar hem de bireyler arasında yaşandığını, bunun ölesiye bir mücadele olduğunu, her ırkın veya bireyin kendi çıkarları için diğerlerini saf dışı etmesinin çok doğal olduğunu iddia etmişti. Kısacası Darwin, Hıristiyanlıkla birlikte Avrupa'ya hakim olan yardımlaşma, fedakarlık ve kanaatkarlık kavramları yerine, tek kuralın şiddet ve çatışma olduğu bir "arena" tarif etmiş ve bunu savunmuştu. Pagan dünyaya (Roma İmparatorluğu'na) ait bir vahşet sergisi olan "arena", Darwinizm'le birlikte yeniden dirilmiş oluyordu.



3) Darwinizm, insanların biyolojik ıslahı (öjeni) kavramını yeniden gündeme getiriyordu: Sparta'da uygulanan ve Platon'un "savaşçı-sporcularımız... bekçi köpekleri gibi uyanık olmalıdırlar" diyerek savunduğu ırk ıslahı (öjeni) kavramı, Darwinizm'le birlikte yeniden Batı dünyasının gündemine geliyordu. Darwin, Türlerin Kökeni'nde bölümler boyunca "hayvan ırklarının ıslahı"ndan söz etmiş, İnsanın Türeyişi adlı kitabında ise insanların da bir hayvan türü olduğunu savunmuştu. Nitekim kısa süre sonra Darwin'in kuzeni Francis Galton, amcasının bu iddialarını bir adım ileri götürecek ve çağdaş öjeni teorisini ortaya atacaktı. (Öjeniyi resmi politika olarak uygulayan ilk devlet ise Nazi Almanyası olacaktı.)

Görüldüğü gibi, Darwin'in teorisi, ilk başta sadece biyoloji bilimini ilgilendiren bir kuram gibi gözükse de, doğrudan yepyeni bir sosyal ve siyasi anlayışın temelini oluşturuyordu. Nitekim bu gerçek kısa zamanda belirginleşti ve Darwinizm'in kurduğu bu yeni anlayışa "Sosyal Darwinizm" adı verildi. Ve Sosyal Darwinizm, bugün pek çok tarihçinin kabul ettiği gibi, faşizmin ve Nazi ideolojisinin en önemli dayanağını oluşturdu.
Darwinizm'in savaşı ve çatışmacılığı meşru gibi gösteren etkisi, Amerikalı tarihçi Paul Crook'un Cambridge Üniversitesi basımı olan Darwinism, War and History: The Debate over the Biology of War from the `Origin of Species' to the First World War (Darwinizm, Savaş ve Tarih: "Türlerin Kökeni"nden I. Dünya Savaşı'na Kadar Savaşın Biyolojisi Üzerindeki Tartışma) adlı kitabında çok ayrıntılı olarak analiz edilmektedir. Crook'un belirttiğine göre, Darwinizm, savaşı "biyolojik bir gereklilik" olarak göstererek, gerek I. Dünya Savaşı'nın gerekse çeşitli savaşçı faşist akımların fikri temelini oluşturmuştur. Crook şöyle yazmaktadır: ... Darwinist doktrinler gücü, statüyü, elitizmi, saldırı ve zorbalığı onayladı. Kültürler, cinsiyetler, sınıflar ve ırklar arasındaki farklılıklar, insanın ayıklanma mücadelesinde sabit biyolojik ayrımlara indirgendi. Darwin'in savaş modeli, savaşları ve emperyalist mücadeleyi "biyolojik bir gereklilik" olarak göstererek askeri ve ırkçı uygulamaları haklı çıkardı



Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin.
Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
(Bakara Suresi, 208)



... (Darwinizm sonucunda) Savaş mantıklı hale getirildi... Frederick Wertham'ın ileri sürdüğü gibi eğer vahşet bütün insanların tabiatında varsa ve eğer hepimiz suçluysak, o zaman hiç kimse suçlu değildi... I. Dünya Savaşı, neo-Darwinist genetikte ve içgüdü teorisinde yeni bir terimle şifrelenen hayvansallık efsanesinin son haklılığı olarak tasvir edilebilir.10
Darwin Thomas Hobbes'in deyimi olan "savaşın tabiatı" kelimesini büyük kitabı "Doğal Seleksiyon"da bölüm başlığı olarak kullanmayı düşünmüştü..."Darwin, doğadaki organizmaların yaşamını temsil eden son derece dramatik bir lisan kullanarak, savaşlarla, başarılarla, kıtlıklarla, yokluklarla ve yıkımlarla dolu bir yaşam mücadelesi olduğu imajını yarattı –Türlerin Kökeni'ni tamamen dolduran bir imaj.11 Crook'un da ifade ettiği gibi Darwin, "Türlerin Kökeni"ni çatışma ve savaş olarak göstermiş ve insanların da hayvanlardan türemiş bir "tür" olduğunu ileri sürmüştü. Bu aldatmaca, savaş çığırtkanlığının, kan dökme ideolojisinin, kısacası faşizmin çığ gibi büyümesine neden olacaktı.
__________________
en iyi jilet budur!
dünyanın bütün meşhurları bunla traş oLuyor..
İngiltere Kralı,Rahmetli Başkan Kennedy, Nadya komanaci,
Taçsız Kral Pele,Bridget Bardott,Beckanbauer, kaleci Meier ve Fenerbahçeli Cemil
Alıntı ile Cevapla